Sevginin Denklemi

Haziran 19, 2017 2
"Ya sen bana fazla gelirsin yada ben sana eksik kalırım... 
Ben sevdadan yana yasaklı bir adamım..."

Kapım herkese kilitli, sana hep açık. Aslında kapım herkese aralık fakat ben onlara sürekli kilitli tuttuğuma dair yalan söyledim, içeri girip dengemi bozmasınlar huzurumu kaçırmasınlar diye.  Aslında hiç sevmem yalanı kolay kolayda söylemem, yani söylediğim yalanlar hiç denecek kadar azdır  fakat insan kimi zaman boşluğa düşüp hata yapabiliyor. 

Sen hiç bir zaman benim hatam olma sakın, ne varlığınla nede yokluğunla. 
Sana yalan söylemek istemem, benim dünyam koskocaman kalabalık yalnızlıktan ibaret, etrafımda onlarca hatta yüzlerce insan olsa da yıllardır ruhum ve yüreğim hep yalnız yaşadım.

Kapım herkese kilitli bir sana açık, sen yinede sakın girme içeri kalabalık yalnızlığına sıkı sıkıya sarılmış bir adam görür üzülürsün, etrafımdaki kalabalığın içine girsen dayanamaz boğulursun. Sanırım bu dünyada iyi hesap bilmek bir işe yaramıyor, benim hayat konusunda hiç bir zaman hiç bir hesabım tutmadı. Belkide bu yüzden birini yada bir şeyi sevdiğim zaman hesapsız seviyorum... 

Zamanla ya sen bana fazla gelirsin yada ben sana eksik kalırım, ben sevdadan yana yasaklı bir adamım. Sonucu içinde saklı bir problem olurum hayatında, gün geçtikçe anlamını yitiren. Bu yaşıma kadar kimsenin ayağına dolanıp ayak bağı olmadım ama senin yüreğine dolanırım sualsiz, gönül bağın güçlenir içerinde yüz binlerce çiçek açar, öyle çok severim ki seni farkına varamadan ilgiden boğulursun ve bir zaman sonra çekip gidersin...

Oysa benim aradığım şey ömürlük bir huzur, bir gün çekip giden biri kalana nasıl huzur verebilir ki? Yine söylüyorum ya sen bana fazla gelirsin ya ben sana eksik kalırım, dedim ya hiç bir zaman hiç bir hesabım tutmadı hayat konusunda. Hayatı hesapsız yaşarım ama kuralsız asla ve katı gelir benim kurallarım sana...

Unutma, kapım bir sana açık herkese kilitli. 

Sen...  Sen yine de... 


Girme içeri, sevme beni... 


Ya sen bana fazla gelirsin yada ben sana eksik kalırım... 


Ben sevdadan yana yasaklı bir adamım...


Ya üzülürsün, ya boğulursun... 


Sana hiç kıyamam ki...


19.06.2017 - KaramsarKorkuluk


Kimsesiz Çığlık

Mayıs 14, 2017 0

Sesi yoktur kimsesizliğin, 
gecesi ve gündüzü olmadığı gibi. 
Sadece sahibinin kulağını tırmalayan 
sessiz bir çığlığı vardır, hiçlikten oluşan. 

Her sabah yeni bir güne uyanırken dünya, 
kimsesizler uykusuz gözleriyle 
yeni bir ölüme uyanırlar çığlık çığlığa...

13.5.2017 / - KaramsarKorkuluk

Gece Saçlım

Nisan 28, 2017 0

Sen bir gecenin kaç saat olduğunu biliyor musun?
Seninleyken akıp giden, sen yoksan yakıp geçen. . .

Kaç gece uyuduk seninle saymadım
Kaç gece bir kediyi sever gibi okşadım saçlarını
Kaç gece bir bebeği öper gibi öptüm başını bilmiyorum. . .

Ve sen;
Kaç gece tenine elimi bile sürmeden, kokuna teslim oldum
Kaç gece dudaklarım dudaklarına değmeden senin oldum
Kaç gece yeniden gelmeni bekledim bilmiyorsun. . .
Belkide fütursuzca aittik birbirimize
Bir yabancının, bir yabancıya ait olduğu kadar
İşte hepsi bu. . .

28 Nisan 2017 / - KaramsarKorkuluk


Yabancı

Nisan 19, 2017 0

Bugün bir karar verdim
Hayatımda yabancı istemiyorum

Ne zaman bir yabancı tanısam
Gözbebeğinde hüzün görüyorum

Ne zaman bir yabancı tanısam
Yüreğinde kasırga buluyorum

Ne zaman bir yabancı tanısam
Alıp bağrıma basasım geliyor

Ne zaman bir yabancı tanısam
Ağrısını ağrıma katasım geliyor

Ne zaman bir yabancı tanısam
Önce alıştırıp, sonra gidiyor

Ve ne zaman bir yabancı gitse
Ben kendime yabancı kalıyorum

Bugün bir karar aldım 
Hayatımda yabancı istemiyorum!..

19.4.2017 - KaramsarKorkuluk

Ambulans Sirenleri

Şubat 25, 2017 2

Ambulans sirenleri neden acılı bir insan çığlığına benzer? 
İçimi acıtan şey ambulans sirenleri mi? 
Acı çeken insanlar mı? 
Beynimdeki deli kasırga mı? 
Gözlerimdeki dinmeyen sessiz çığlıklar mı? 
Yoksa tükenmek bilmeyen merhametim mi? 

Bilmiyorum hiç bir şey.. 
Hiç bir şey bilmiyorum... 
İnsanları anlamıyorum doktor... 
Ben insanları bir ketiapin kapsülü kadar dahi sevemedim!..

25.2.2017 / - KaramsarKorkuluk

Hasta Ruhlar

Şubat 17, 2017 7

Yıllar önce zaman zaman aynı arkadaş ortamında karşılaştığımız muhabbeti hoş, güler yüzlü ve yüreğinin kapılarını aralayıp hayatında bana yer vermeye hazır bir kadın vardı. 
Fırsat buldukça yakınımda oturup hoşlandığını belli etmeye çalışırdı,
ikimizinde kalıpları çok farklıydı fakat o bunun farkında değildi.

Farklı olduğumuzun farkına varması için hiç bir zaman arkadaştan öte bir muhabbete girmeme rağmen, bir gün beni kendine yakın bulduğunu söyledi ve içindeki duyguları anlatmaya başladı. Aslında o bana değil, etrafındaki insanları güldüren, herkese bir şekilde faydası dokunan, insanların övgüyle bahsettiği, her ortamda sevilen, her zaman dimdik ayakta durankararlı, inatçı, neşe dolu, hiç bir şeyin hiç bir zaman hiç bir şekilde yıkamayacağını düşündüğü kişiye aşık olmaya başlamıştı. 

Yaklaşık on dakika bana duygularını anlattıktan sonra aramızdaki 
muhabbetin sonuna varmamızı sağlayan şöyle bir diyalog geçti;

- Sen ne güzel bir insansın, ne kadar güçlüsün, ne kadar kararlısın. Ben 
hayatım boyunca senin gibi bir insan tanımadım, kim bilir daha bilmediğin ne güzel yönlerin vardır, söylesene nasıl bir insansın sen?

- Hasta ruhlu bir adamım ben...

- Ha ha ha... Hiç olmadık anlarda insanı güldürüyorsun.

- Aslında gerçekler gülünmeyecek kadar acı ve siz her halta güldüğünüz için bende ortamı bozmamak adına içimdeki acılara inat sizinle beraber gülmeye çalışıyorum.

- Nasıl yani?

- Nasılı falan yok bunun ciddi ciddi hasta ruhlu bir adamım ben, senin gördüğün yada tanıdığın gibi değilim, hatta az önce anlattığın kişi bile ben değilim. Mesela bir gece gelip odamın penceresinden habersizce beni izlemiş olsan, döktüğüm gözyaşlarından haberin olsa o herkesin karşısına cesurca dikilen boylu poslu yıkılmaz sandığın adam aslında insanlardan nasıl korkuyor bir bilsen, az önce ne kadar güçlü olduğumu değil ne kadar güçsüz olduğumu anlatırdın. Çünkü bu dünyada senin ve senin gibi insanlar için ağlayan bir erkek her zaman için güçsüz bir erkektir... 

Şu an yirmi altı yaşındayım, inan bana çocukluğumdan beri yaklaşık on beş senedir yüzümde bir maskeyle dolaşıyorum ve etrafımdaki insanların gözünde özgürlüğüne düşkün, inatçı, asi, kararlı, bir çok şeye boş vermiş, sözü dinlenen, yıkılmaz bir insan oluyorum ve bu hepinizin hoşunuza gidiyor. Fakat benim hiç hoşuma gitmiyor ve bu durum beni aşırı derecede yoruyor.

- Sen böyle biri olamazsın, ciddi değilsin kendinden uzaklaştırmak için böyle konuşuyorsun, istemiyorsan istemediğini açıkça söyle de gideyim.

- Hala dışarıdan gördüğün şeye inanamaya devam ediyorsun, çünkü senin gördüğün gibi biri olmamı ve o şekilde seninle olmamı istiyorsun. Ayrıca daha gelmeden gitmeye niyetli olan bir insanın benim hayatımda zaten yeri yok, 
kusura bakma ama benim hayatımda varlığımda sana ağır gelir. 

Muhabbetin sonu bu şekilde bitmişti. Bu olaydan bir kaç sene sonra neredeyse yirmi yıl evimin dışında her yerde kullanmak zorunda kaldığım o maskenin ağırlığına dayanamadığım ve bu durumdan çok sıkıldığım için, bir gün çıkarıp çöpe attım. 

Maske düşünce etrafımda dolanan insanlar bir bir uzaklaşmaya başladı, susmayan telefonum arada bir çalmaya başladı ve bu durum benimde işime geldi. Etrafımda 
sadece ruhu yaralı bir kaç kişi ve onlarca kedicik kaldı. İnanın bir başına yaşamak maskeyle yaşamak kadar yormuyor insanı, hiç değilse kafam rahat.

Aslında ruhum 
hasta falan değil, benim ruhum ve yüreğim hem çocukluğundan hemde gençliğinden yana biraz fazla yara almış, işte hepsi bu...

O gün asıl hasta ruha sahip olan kişi tam karşımda oturuyordu ve hasta bir ruha sahip olduğu için yaralı ruhumun hasta olduğuna inanması uzun sürmedi. Oturup yaralı olduğumu anlatmaya çalışsam gözleri bunu anlayamayacak kadar kördü ve o dönemlerde etrafımdaki bir çok insanın ondan kalır yanı yoktu.

Bunca yıl sonra bu konuya değinmemin iki sebebi var. 


Birinci sebep ne yazık ki bu devirde insanların bir çoğu bencillik ve kibir dolu hasta ruhlara sahip ve bu çoğunluk her geçen gün inatla hızla çoğalmaya devam ediyor, içlerinde öyle bir bencillik ve vurdumduymazlık var ki zaman geçtikçe yavaş yavaş hepsinin yüreği kararmaya başlıyor.

İkinci sebep ise 
bir kaç hafta önce otobüste konudaki isimsiz kadınla karşılaştım, ayak üstü lafladık biraz. Kibirden gözlerini kaybetmiş, hasetten kalp damarları tıkanmış acil bir şekilde baypasa ihtiyacı var ve o hala bunu farkında değil...

Eskiden ruhu hastaydı, şimdi hastalık hastası olmuş...

17.02.2017 / - KaramsarKorkuluk

Uçları Kırık Hayaller

Şubat 02, 2017 5


Erkek olmama rağmen, bir kadının istemeye istemeye saçlarının yarısını yada yarıdan fazlasını kestirmesinin nasıl can yaktığını çok iyi tahmin edebiliyorum…

Ben o acının başka bir çeşidini saçlarımın yarısı kuru kuruya jiletle kazınırken henüz daha on iki yaşımdayken öğrenmiştim, o günden beri hep hayalimdir saçlarımı uzatmak. 

Bu hayali bugüne kadar iki kere gerçekleştirebildim. Yedi  yıl önce hayatımda ilk kez saçlarımı omuzlarıma kadar uzatmıştım, iki yıl boyunca kıvır kıvır saçlarım sallana sallana gezip dolaştım caddelerde sokaklarda, hele ki o rüzgarlı havalar yok mu sanki melekler gelip saçlarımı okşuyormuş gibi hissederdim..

Sonra…

İki yıllık emeğe bir anlık kızgınlık ve öfkeyle iki dakikada kıydım. Makası alıp kendi ellerimle katlettim saçlarımı, üzüleceğimi bile bile…

Aklıma geldiği her an içim içimi kemirmesine rağmen upuzun saçlarıma kıydığım için kendime ceza verip üç-dört yıl boyunca yeniden uzatmadım ta ki iki yıl öncesine kadar. İki yıl önce yeniden uzatmaya başlamıştım saçlarımı, sanki saçlarım uzadıkça umudumda uzarmış gibi, sanki onlar uzadıkça hayallerime uzanıyormuş gibi hissederdim. Sanırım hayallerimin saçlarımla bir bağlantısı var bilmiyorum. Bildiğim bir şey varsa oda böyle bir dünyada bir erkeğin haddinden fazla merhamet sahibi olmasının ağırlığıdır.

Bu dünyada yüreğinde haddinden fazla şefkat, merhamet ve umut taşıyan insanların nedense hayalleri bir türlü gerçek olmuyor.

Kendi dünyamda, dünyamın zarar görmemesi için başkalarına göre katı sayılabilecek kuralları olan bir insanım. Bu kuralları karşı taraf çiğnerse beni kaybeder, olur da kuralı çiğneyen ben olursam o zamanda olayın büyüklüğüne göre ya kendimi beni mutlu edecek şeylerden uzak tutarak yada ihtiyacım olan şeylerden mahrum bırakarak bir şekilde kendimi cezalandırırım…

Fark ettim ki son zamanlarda kendi katı kurallarımı yok saymaya başlamışım ve fark ettim ki iç dünyam değişmeye belki de kirlenmeye başlamış ve fark ettim ki huzursuz yatağımda kafamın içinde her gece bir ağır ceza mahkemesi kurulur olmuş… 

Yine kafamın içinde bir iki gecedir süren muallak bir dava vardı, davalı ben davacı ben, yargıç ben cellat ben kurban yine ben…

Daha önce iki dakikalık sinirimin kurbanı olan iki yıllık saçlarım, yine iki yıl emek vermeme rağmen bu seferde iki gecelik yargılanmanın kurbanı oldu ve bir kaç gün bile beklemeye gerek duymadan o göz bebeğim saçlarımın infazı gerçekleştirdim…

Belki bu yazıyı okuyan bazı arkadaşlar bunu mazoşist bir davranış olarak değerlendirebilir. Belki de içimde bir yerlerde benden habersiz yaşayan geri zekalı mazoşist hücrelere falan sahibimdir, bunu kendime neden yapıyorum bende bilmiyorum…

Neyse olan oldu artık.
Pişman mıyım? Beter olasım var…

Düşünüyorum da yaradan beni erkek olarak yaratmasına rağmen, yorgun kaburgalarımın altına bir anneninki kadar merhamet ve şefkat dolu bir yürek yerleştirmişse vardır bir hayır deyip susmayı bilmeliyim artık…

Şu kapkara dünyada kafamı kaldırdığımda gördüğüm gökyüzünün mavisine aldanıp, büyük hayaller kurup büyük umutlar beslememeyi öğrenmeliyim bir an önce, nede olsa gece çöktüğünde gökyüzü zifiri siyah, her günün sonu karanlık…

Ayrıca bir daha saçlarımı asla ne hayallerim nede umutlarım kadar uzatmamalıyım, biliyorum ki bencil olmayı beceremeyen insanlar için önce hayaller yıkılıyor, sonra umutlar kırılıyor ve insan kendi bedenini hatta canını bile umursamaz bir hale geliyor.

Bir zaman sonra da hayallerimizin, umutlarımızın, saçlarımızın hepsinin uçları kırılmaya başlıyor ve bunu durdurmaya hiçbir şeyin gücü yetmiyor!..

02.02.2017 / - KaramsarKorkuluk


Bir Kedi Birde Deli

Ocak 19, 2017 2

Bir gün bir şey oldu bir anda çekildim istiridye kabuğuna benzeyen zifiri siyahlara boyadığım iç dünyama... Bazen birileri gelip kabuğumu kırmak istedi, bazen birileri gelip merakla aralamak istedi. Bazen de ben merak ettim bıraktığım "kirli dış dünyayı" kabuğu biraz aralayıp etrafı izlemek istedim, baktım ki dünya hala inatla kirlenmeye devam ediyor dışarı çıkmaya bile tenezzül etmedim.

Yedi senedir böyle yaşıyorum ben etraf zifiri siyah, kabuk kapalı...
Yalnız bir ara etrafı havalandırmak isterken kabuğu açık gören Kaşmir giriverdi içeri, iki buçuk senedir beraber yaşıyoruz. Dünya kadar kirlenmesine izin vermediğim, mümkün olduğu kadar temiz kalmasını istediğim kendi dünyamda koynumda uyutuyorum onu her gece...  
İkimizinde keyfi yerinde, iyiyiz biz böyle...

Zifiri siyaha boyanmış bir istiridye,
içinde bir kedi birde deli...

Kapımız sıkı sıkıya kilitli,
içeri kimse girmemeli...

19.1.2017 / - KaramsarKorkuluk

Artık Yeşersin Umutlar

Ocak 15, 2017 2

Çocukluğumdan beri nasıl bir dünya düşlediysem, yüreğimde nasıl umutlar biriktirdiysem, haddimi aşacak nasıl büyük hayaller kurduysam artık bilmiyorum, yıllardır umutlarımın hepsi içimde birbirinden habersiz birer yabancı gibi yaşıyorlar. 

Yahu bi kaçışıp durmayın artık oradan oraya bi oturun yerinizde tanışıp kaynaşın, siz bir bütünsünüz. Hem hayatımın hemde geleceğimin bir parçasısınız, içimde ne yapın ne edin bir an önce biraz çoğalın lan çoğalın artık! Madem ki öyle yada böyle nefes aldığımız sürece yaşıyor sayılıyoruz, o zaman yaşamı boyunca bir insanın umutları yeşermez ise o insan nasıl gerçek mutluluğu ve huzuru yakalayabilir ki?

Umudu kaybetmek gibi bir sıkıntım yok çok şükür, benimde umutlarım var elbet. 
Benim en büyük sıkıntım umutlarımı büyütememek. Ya ben umutlarımı yanlış saksıya ektim yada kendi saksıma yanlış umutlar diktim  bilmiyorum. 

Düşünüyorum fakat çözemiyorum...

Bir insan içinde bu kadar güzel umutlar taşırken "bu çirkin dünyada bu kadar güzel umutlar asla gerçekleşemez" diye karamsarlığa bürünüp umutlarını kendi içine hatta en derinlerine bu kadar gömer mi? Ben mecburen gömüyorum işte belkide çok şeyimi gasp eden insancıkların umutlarıma göz dikmesinden korkuyorum.

Bazende yüreğimi bir mezarlığa benzetiyorum, bütün mezarlar açılmış içi boş bekliyor ve içine umutlarımı gömmeye kıyamadığım için yağmur suyu yerine içime akıttığım gözyaşımla dolduruyorum bir gün mezar olması için kazılmış bütün çukurları... 

Bu konuda kafam haddinden fazla karışık. Aslında bu konuyu çok fazla düşünüp kalan yirmi beş gramlık aklımıda kaybetmemeliyim. Belkide doğru saksılara doğru umutları ekmişimdir ve yeşermesi için hala zamana ihtiyaçları vardır, belki bir kaç ay belki bir kaç yıl belkide beş on sene daha...

Fakat bazı şeylerin gerçekleşmesini o kadar uzun yıllar bekledim ki insan bazı konularda sabırsızlaşıyor beklediği süre kadar ve son olarak diyorum ki herkes için artık yeşersin tüm umutlar!...

Her şeye rağmen yinede günaydın be dünya, 
belki ikimizinde bu karanlıktan kurtulması için bir ışık vardır hala... 

Ülkem kadar tedirgin olsam da...

15.1.2017 / - KaramsarKorkuluk


Saat 05:15 =)

Ocak 14, 2017 2

Saat 5:15 sabahın körü! 

Bu saatte yalnız yaşayan o/tuzlu yaşların başında bekar bi erkek neler yapabilir?

- Normal bi insansa uyuyodur, sabah kalkar işe gider. Kimi de gece çalışıyordur. 
- Kimi bol alkol alıp çoktan sızmıştır. 
- Kimi Mervelerde kalıcam diye evden izin alan sevgilisine sarılmış yorgun argın uyuyodur. 
- Kimi nişanlısıyla evlilik hayali kuruyor ve girecek düğün masrafını düşünüyodur. 
- Kimi su içmeye yada çişe falan kalkmıştır birazdan geri yatacaktır.

Peki bu erkek ben olunca niye üç gün uykusuzluğa rağmen bi kaç saat uyuyup uyanan, kedisinin üstünü örtüp yataktan çıkan, sabah olunca yine uykusuz yollara düşecek olan, 04:00-05:15 arası mutfakta çay- kahve sigara keyfi yaparken gözü bangodaki üç tane bulaşığa takılan ve "lan hazır sıcak su varken şunları elde yıkayıvereyimde makinaya atmayayım" diye düşünen bi adam oluyorum laaayn!... 

MANYAK MIYIM LAN BEN?.. =)


Zifiri Gece

Aralık 30, 2016 0

"Ömrümün hasreti, dinmez sızım, 
geleceği günü peygamber sabrıyla beklediğim 
kızım için, Cemre'm için" 

Şu anda zifiri bir gecenin içinde bir başıma oturuyorum ve çayımın yanında sigaramı içerken Farid Farjad dinliyorum, içim titriyor göğsüm sıkışıyor. İçimden saatlerce haykırarak ağlamak geliyor fakat her zamanki gibi susuyorum, çünkü içimdeki yıllanmış acıları ve hasretleri bastıracak bir ağlama şekli bu dünyada yok ne yazık ki... 

Zifiri bir gecenin içinde bir başıma oturuyorum ve her zaman yaptığım gibi kendi içime çekilip müzik dinleyerek göğsümün sıkışmasına aldırış etmeden yalnızlığımın koynuna saklanıp saatlerce avaz avaz susuyorum. Etrafımdaki zifiri karanlığın içinde dipsiz bir kuyuda çığlık çığlığa bir sessizliğin içinde susarken, çatlak dudaklarımla huzura susadığımın farkına varıyorum. 

Sonra. . . 
Sonrası meçhul. . .
Akıtacak damlası kalmamış nemli gözlerimle ellerim titreyerek yeni bir sigara yakıyorum...

Bu gece zifiri gece
hayatım çözülmez bilmece
ve yine dudaklarımda adın
ne eksik nede fazla sadece iki hece...

Yoksun...

Üşüyorum...

Bilmiyorsun...

30.12.2016 / - KaramsarKorkuluk


Sahipsiz Yalnızlık

Aralık 27, 2016 9

Yorgunum,
yırtılıp yere düşmüş 
üstüne basılıp çiğnenmiş
ateşin koruna sürüklenmiş
bir takvim yaprağı kadar 
çok yorgunum…

İçimde yangın 
içimde deprem 
içim bir harabe
içim bir enkaz... 

Sahipsiz 
ahşap bir ev kadar 
yalnızım şimdi 
kırılmış kapım pencerem
koynumda sadece 
sokak kedileri ısınıyor... 

Anladım ki
bu devirde bir insan
başka bir insana 
huzur veremiyor
ve anladım ki
bir insanı anlamaya
bir insan gücü yetmiyor…

Yorgunum,
hüzünlü takvim yaprağı kadar…

Yalnızım,
sahipsiz ahşap bir ev kadar…

Ve yıllardır gözlerimde hasret birikti,
tüm yağmur bulutlarının taşıdığı su kadar…

26.12.2016 / - KaramsarKorkuluk