Kedili Park Kuytu Bank #6

Kasım 22, 2017 0
Ne zaman düşsen aklıma, yüreğimden kalemime bir kaç satır düştü ve ne zaman değse yüreğime yokluğunun buz gibi soğuk varlığı, gözlerimden bir kaç damla yaş düştü... 
Ben bir düş kurdum senli benli
ve düştüm o düşün içine...

Seni yokluğunda var eyledim
olmayan varlığını yâr eyledim
ve  ona sarıldım gecelerce
ki şiirli gecelerim var benim
sadece senin için yazdığım
sesimi ve izimi bıraktığım
ve sadece senin için yandığım... 

Ben bir düş kurdum senli benli
ve düştüm o düşün içine...

Seni yokluğunda var eyledim
olmayan varlığını yâr eyledim
ve  ona sarıldım gecelerce
ki sihirli gecelerim var benim
parmaklarımı parmaklarının
arasına sıkı sıkıya geçirdiğim 
saatlerce bir başıma dans ettiğim,
bilmediğim kokunu 
ciğerlerimi parçalarcasına
bir nefeste içime çektiğim,
usulca alnından öptüğüm
ve başını göğsüme yaslandığım...

Bir düş kurdum senli benli
ve düştüm ben o düşün içine...

Seni yokluğunda var eyledim
olmayan varlığını yâr eyledim
ve sarıldım ona sonsuz kere.. 
Belkide kendimi unuturken
çoktan unutmuştum  
yoktan var olmayacağını
ve belkide kendimi unuturken
çoktan unutmuştum  
bu dünyada güzel düşlerin
gerçek olmayacağını...

Bir düş kurdum senli benli
ve düştüm ben o düşün içine...

Kimsesiz bir unutulmuşluk 
ve kalabalık bir yalnızlık içinde
hep gelmeni bekledim
hep gelmeni istedim
ve hep sana seslendim 
gel artık gel diye...

Bir düş kurdum senli benli
ve düştüm ben o düşün içine...

Kimsesiz bir unutulmuşluk 
ve kalabalık bir yalnızlık içinde
seni arayıp bulamadım
biz olmayı beceremedim
belkide bu yüzden
hata benim, suç benim...

Bu gecede her şeye inat
yine bir düş kuracağım senli benli
ve yine düşeceğim ben o düşün içine...

Anlasana be kadın
ben düş'tükçe sen oluyorum
ve ben düş'ledikçe senin oluyorum...

Bugün yine seni bekliyorum
artık bekletme, lütfen çık gel...

Adresim belli ve hiç değişmedi
kedili bir park, en kuytu bank. 
Gündüz ise bir ağaç gölgesi
gece ise karanlığın en derin bölgesi...

22.11.17 / - KaramsarKorluluk


Bir Varmış Bir Yokmuş

Kasım 21, 2017 0

Bana sen lazımdın, sen aşk sandın...
Bir varmış bir yokmuş, dünya denen gezegende yaşayan insanların çok azının bildiği bir evde kedisiyle yaşayan bir adam varmış. Adam insanların çok azının bildiği bir dilde konuşurmuş, bu yüzden yanlış anlaşılmaya alışıkmış ve adamı kim ne zaman yanlış anlasa belli etmeden doğrusunu anlatmaya çalışırmış ve bu yüzden kendisini yanlış anlayan insanlara kolay kolay kızmazmış... 

Çünkü dünya denen gezegende yaşayan herkes herkesi herkesmiş gibi değerlendirir, herkes herkesi herkesmiş gibi eleştirir ve herkes herkesi herkesmiş gibi yargılarmış...
Belkide bu yüzden kimse kimseyi dinlemez, kimse kimseyi duymaz ve hiç kimse kimsenin kimsesizliğini giderecek kadar kimsesi olamazmış...

Hatta ve hatta bu güzel gezegeni çirkinleştiren insanların en iyileri, en güzel yüreklileri bile yeri geldiğinde ön yargıların/ön yargılarının kurbanı olabilirmiş...

Dünya denen gezegende insanların çok azının bildiği bir evde kedisiyle yaşayan bir adam varmış.  Adam insanların çok azının bildiği bir dilde konuşur ve ihtiyacı olan herkese bedava masallar dağıtırmış ve adama bazı masallarını yazdıran bir ilham perisi varmış. 

Adam periyle karanlık bir mağarada karşılaşarak tanışmış ve perinin tıkırtısını ilk duyduğunda;
- Orada kimse var mı? diye seslenmiş fakat peri ses vermemiş. 

Adam ne zaman perinin tıkırtısını duysa,
- Orada kimse var mı? diye seslenirmiş fakat peri hiç ses vermezmiş.

Halbuki peri bir gün karşılık verip;
- Ben Peri'yim diye seslense


Adam;
- Karanlıkta ne yapıyorsun? Kimin kimsen yok mu senin? Yoksa sende benim kadar kimsesiz misin? gibi anlamsız sorular sorduktan sonra;

- Susarsan suyum var, acıkırsan ekmeğim var, sıcak çayım, kahvem ve hoş muhabbetim var fakat aşımı suyumu paylaşacak ve konuşacak tek bir arkadaşım yok diyecekmiş ve adamın o karanlık mağarada sadece bir yoldaşa bir arkadaşa ihtiyacı varmış.

Adam ne zaman perinin tıkırtısını duysa hep seslenmiş, fakat peri bir gün bile cevap vermemiş. Adamın sürekli yanında taşıdığı birde defteri varmış ve kendisi gibi biriyle konuşmaya o kadar çok ihtiyacı varmış ki peri sustukça defterine bir şeyler yazarmış.
Günler ayları, aylar yılları, yıllar birbirini kovalamış. Peri hep susmuş adam yazmış, peri susmuş adam yazmış, 
peri susmuş adam sürekli bir şeyler yazmış.

Yalnızlıktan ve yazmaktan yorulan adam bir gün uyuya kalmış ve adam uyurken peri adamın defterine sürekli neler yazdığını merak edip okumaya başlamış. Okudukça kendisini bir başka dünyada bulmuş ve okudukça kendisini o dünyanın içinde görmüş, tamda o sırada adam uyanmış, peri hızla kaçmaya başlamış. Mağara o kadar karanlıkmış ki ve adam yazılarında o kadar yüksek sesle konuşuyormuş ki peri iyice paniğe kapılıp bir kayaya çarpmış ve kanadı kırılmış.

Adam insan yerine peri olsaymış veya peri insan bedenine sahip olsaymış belkide kimse kimseyi yanlış anlamayacakmış... Fakat olan olmuş adamın kalbi, perinin kanadı kırılmış...


Bilmeyen gülmüş, bilen görmemiş, gören duymamış, duyan gitmiş, giden susmuş, adam ağlamış, masal bitmiş...
"Umarım perinin kanadı bir gün iyileşir, adamın kalbi ise muamma..."

21.11.17 / - KaramsarKorkuluk



Kedili Park Kuytu Bank #5

Kasım 21, 2017 0
Şems gibi aşk ile yanmaya hazırım, hasretini koyma çıkınıma bil ki bu yol uzun...
Bilmeni isterim ki artık seni her şeyinle sevecek ve severken yıkılmayacak hatta sarsılmayacak kadar güçlüyüm, fakat henüz seni her şeyinle sevmeye karar vermiş değilim. Bunun için önce beni bulman gerek ve beni bulduğunda, benimde en kısa sürede sende kendimi bulmam gerek, sendeki kendimle göz göze gelip uzun uzun izlemem ve birazda konuşmam gerek. Sendeki beni yüreğinde ve hayatında koyduğun yere yakıştırmam gerek ve sendeki beni sana yakıştırmam gerek...

Ben bunlar olmadan bendeki sen'e dinlenmesi için veya bir muhabbete başlamak için bir yer gösteremem ve ne yazık ki ben sessizce ayakta duran birine nasıl davranacağını bilmeyen biriyim. 

Seni rahat edeceğin bir yerde ağırlamak isterim ki bu muhabbet belki bir kaç saat, belki bir kaç gün, belki sen gidene kadar belkide ömür boyu sürecek. Bunu ben bilemem, sende bilemezsin. Hatta ikimiz bir araya gelsek biz bile bilemeyiz, bunu sadece yaradan bilir ve zaman gösterir...

Eğer bir gün beni ararsan, beni nereye koymak istiyorsan o yere bak, beni orada bulacaksın ve seni bulduğumda beni koyduğun yeri kendime ve sana yakıştırırsam, emin ol ki bulunduğum yeri yadırgamadan orada kalırım ve yine emin ol ki yerimi yadırgamadığım zamanlarda hep anlayışlı, huzurlu ve mutlu olurum...

Bil ki bende bir yerin var ve isterim ki benimde sende bir yerim olsun...
Belki akşam yemeklerimde yanımda oturursun, belkide yılda sadece bir kaç kere görüşürüz. Belki ömrümüzde sadece bir kere yüz yüze geleceğiz, belkide hiç...

Belki benden on yada on beş yıl sonra dünyaya geldin belkide daha fazla. Belki benden on yada on beş yıl önce dünyaya geldin belkide daha fazla. Belki hiç yoksun ve belkide ben bile yokum...

Belki benden çok daha iyi durumdasın belkide benden daha beter. Belki beni bulana kadar başına bir kaza geldi kötü şeyler yaşadın belkide hayatında her şey istediğin gibi yaşandı...




"Ruh eşini bulamamış her insan bu dünyada yalnızdır..."
Tamam kabul! 
Evet!  Ben ruh eşini arayan bir adamım, peki ya sen kimsin?
Belki beklediğimsin çok kısa zamanda geleceksin, belkide hiç kimsesin ömrüm beklemekle geçecek.  Söyle bana neyin ne kadar önemli olduğuna kimler karar veriyor bu dünyada? Kişinin kendinden başka...

Ne desem anlatamam yerini ve ne desem anlatamam nerede olmak istediğimi, varlığın kadar büyük bir sessizliğe sarılıp sussam ve hiç bir şey anlatmasam, anlar mısın?

Belkide Mevlana'nın nefesi değmiştir yüreğime, ne olursan ol gel diyorum, anlasana! 
Bende bir yerin var ve bir zigon sehpa gibi ileride sürekli yerin değişsin istemem. Belki ikimizin bir şekilde yüz yüze gelmesi gerekiyordur, belkide bir şeylerle yüz yüze gelmem gerekiyordur...

Benim bir dünyam vardı, dünyam Yusuf'un kuyusundan derindi, midesi Yunus'un balinasından büyüktü, çatısı Nazım'ın hücresinden dardı, işkencesi bol ziyaretçisi azdı, gündüzü kısa gecesi uzundu. Kâh Yusuf oldum kâh Yunus oldum, kâh Nazım gibi dört duvar içinde hasret çektim kâh Veysel gibi toprağı yâr eyledim, ben sana varmak uğruna acıyı bal eyledim, şerefimi ar eyledim yinede vazgeçmedim bir gün "gel" diyeceğim günden...

Şems gibi aşk ile yanmaya hazırım, hasretini koyma çıkınıma bil ki bu yol uzun...
Ya yoluma çık ansızın yada yol göster ruhuma, hiç kimsenin ve hiç bir şeyin yıkamadığı bu adamın, sahte insanların karanlığında tutsak gibi yaşamasına izin verme...

Ne olursan ol gel diyorum,
gel ki her şey yerine otursun,
gel ki yerimi bulayım,
gel ki yerimi bileyim,
gel ki herkes yerini bilsin...

Bugün yine seni bekliyorum
artık bekletme, lütfen çık gel...

Adresim belli ve hiç değişmedi
kedili bir park, en kuytu bank. 
Gündüz ise bir ağaç gölgesi
gece ise karanlığın en derin bölgesi...

20.11.17 / - KaramsarKorkuluk


Sadece Birikmişim Biriktiremememişim

Kasım 19, 2017 0

Korkmayın içimde biriktirdiklerimi yazmayacağım...
Zaten bunca yıldır içimde birikenleri yazmaya kalksam blogda sarf ettiğim kelime yığınlarının kare kökünü alıp milyonlarla çarpıp, çıkan sonucu yüz derecede kaynatıp, kaynayan suyla demli bir çay demleyip, masamda kupam ve bir adet kokusuz küllük ömrümün geri kalanında sadece yazmam gerekir sanırım, emin olun ki sizin okuduklarınız sadece içime sığmayıp dışarı taşanlar...

Neyse fazla uzatmadan konuya geleyim, bu başlığın konusu biraz farklı, yaklaşık üç haftadır bloga uğrayamadım fakat yazmaya ara verdiğimi sanmayın sakın. Sadece bilgisayar başına geçemedim hepsi bu, yoksa mobilden bile olsa fırsat buldukça bir şeyler yazıp facebook profilimde paylaşıyorum (sayfamda değil) ve üç hafta içinde profilimde asıl yeri blog olan sekiz paylaşımım olmuş, bunların bazılarına bir iki ufak rütuş yaptım bazılarını ise olduğu gibi kopyaladım  ve bu gece bloga tam sekiz başlık ekledim...

Aslında yazılarımı böyle biriktirip biriktirip bir gecede paylaşmak yorumlarınız bakımından sizi zahmete sokuyor ve bir çok yazım yorumsuz kalıyor, bu tamamen benim hatam. Ayrıca blogda paylaşmam gerekenleri önce facebookda paylaşıp profilimden buraya kopyalamakta alexa ve google sıralaması konusunda çok can sıkıcı oluyor, botlar resmen bloguma araklamacı muamelesi yapıyor, sonuçta yinede akıllanmıyorum =)

Neyse efenim sanki google aramada ilk sayfalarda çıksak ne olacak, günde 50-100 okuyucu fazladan bloga girecek bir kaç yazı okuyacak canı sıkılacak, belkide üzülecek, hiç iç açıcı şeyler yazmayı beceremedim ki... Belkide böylesi daha iyidir, belkide böyle düşünerek kendimi avutuyorumdur. Benim amacım hiç bir zaman popüler olmak olmadı zaten...

Cümleyi toparlayıp yatıp uyuyayım bari; Ana sayfada b
u başlığın altında gördüğünüz sekiz başlık bloga bu gece eklendi okursunuz veya okumazsınız, ben sadece haber vereyim dedim...

Hoşça kalın... 
😉😉😉

Kedili Park Kuytu Bank #4

Kasım 18, 2017 0
Şile bezinden yapılmış bol bir elbise olsun üzerinde diz kapaklarında biten...
Bugün yine seni bekliyorum
artık bekletme, lütfen çık gel...

Bana gelirken
makyaj malzemelerin çekmecede
parfümün aynanın önünde
kitabın komidinin üzerinde
ve canını sıkan her şey
ardında bıraktığın evde kalsın...

Tek bir kirpiğine bile
rimel sürme sakın
göz kalemini elinden bırak
asetonu aç, usulca ojelerini sil
öz kokunla bekliyorum seni
haberin olsun...

Evden çıkarken
çok şey alma yanına
narin omuzlarından dökülen
ve diz kapaklarında biten
şile bezinden yapılmış
bol bir elbise giy
kar beyaz renginde...

Seni görünce
diz kapaklarını bile
öpmek istemeliyim
fakat öpmemek için
sıkı sıkıya ellerini tutmalıyım, 
ellerini tuttukça her an
ateş sarmalı dört yanımı
yüreğim bir mum alevi gibi 
tir tir titrerken...

Hiç bir şey düşünme yanımdayken
ve bir şey düşünmeme izin verme
ellerinde titreyen ellerimi okşa önce
sonra avuç içlerimden öperek söndür beni, 
seninle yanmak istiyorum dercesine
alnından ve kirpiklerinden öperek
cevap vermeliyim sana...

Ben mum ışıklarının
aydınlattığı bir gecede
mum alevi gibi
tir tir titreyen
sesim ve yüreğimle
kulağına sevgi sözcükleri 
fısıldamak isterken,
yüreğimin hasretinle
tir tir titremesi
sence ne kadar adil?

Bugün yine seni bekliyorum
artık bekletme, lütfen çık gel...

Şile bezinden yapılmış
bol bir elbise olsun üzerinde
diz kapaklarında biten
çünkü ben deli gibi 
diz kapaklarını bile öpmek istiyorum
anla kaç asırdır bekliyorum seni
ve düşün ne kadar hasretim sana...

Bugün yine seni bekliyorum
artık bekletme, lütfen çık gel...

Adresim belli ve hiç değişmedi
kedili bir park, en kuytu bank. 
Gündüz ise bir ağaç gölgesi
gece ise karanlığın en derin bölgesi...

18.11.17 / - KaramsarKorkuluk


Kedili Park Kuytu Bank #3

Kasım 18, 2017 0
Masallar istiyorsan masallar anlatayım canımın içi...
Bazı zamanlar oldu uykuya ihtiyacı olan insanlara masallar anlattım, yaşına başına ve yaşıma başıma bakmadan... Gün oldu sana da masallar anlattım fakat sen farklıydın, senin uyumak için masala ihtiyacın yoktu, aksine benim anlatmaya ihtiyacım vardı. Bunu bile bile dinledin beni gecelerce, belkide beni sevmeye masallarımdan başladın ve belkide sen masallarımı dinlerken sessizliğinden başladım seni sevmeye...  Hiç kimse bunun farkına varamadı, ikimiz bile..

Kafamın içinde alakasız bir şarkı yankılanıyor şu an, üstat "yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim, incinirsin" diyor, ardından Feridun "ama gitme Lavinya" diye devam ediyor ve ben seni düşünüp "ceketimi al üşürsün" diyorum...

Masallar istiyorsan masallar anlatayım canımın içi fakat ben artık masal anlatmak değil seninle masalsı anlar yaşamak istiyorum, lütfen artık susma ve ilk fırsatta çık gel...

Beni nerede görsen tanırsın
ve eminim ki tanısan seversin...

Adresim belli ve hiç değişmedi
kedili bir park, en kuytu bank. 
Gündüz ise bir ağaç gölgesi
gece ise karanlığın en derin bölgesi...

18.11.17 / - KaramsarKorkuluk


Kedili Park Kuytu Bank #2

Kasım 15, 2017 0
Şimdi gitmem gerek acıların bile hissedilmediği derin bir uykunun koynuna, beni uykumdan öperek uyandır...
Bir gün gelsen ve desen ki "Artık yalnız değilsin."Yanıma sokulsan ve sorsan bana "Kimler üzdü seni, nedir bu kadar yakan canını?" boşver diyeceğim, sen geldin ya ne önemi var diyeceğim. Sen geldin ya hepsi geçti, hepsini unuttum diyeceğim, benim hiç bir acım senden kıymetli değil!

Bana baktığında içimdeki huzuru göreceksin ve sen içimdeki huzuru izlerken, sana baktıkça kapanacak tüm yara izlerim ve bu senin göremeyeceğin kadar hızlı olacak. Benim hiç bir acım senden kıymetli değil canımın içi ve benim hiç bir acım benden kıymetli değil!

Adresim belli ve hiç değişmedi
kedili bir park, en kuytu bank.
Gündüz ise bir ağaç gölgesi
gece ise karanlığın en derin bölgesi...

Ya gel vuslatım ol yada bana gel de
sen gel desen duyarım sesini,
sen gel desen bulurum izini
ismini koyamadığım tek hasret belkide sensin...

Şimdi gitmem gerek acıların bile hissedilmediği derin bir uykunun koynuna, beni uykumdan öperek uyandır, derin bir uykudaymış gibi acısız ve ağrısız bir hayata...
Şimdi gitmem gerek acıların ve ağrıların bile hissedilmediği bir derin uykuya... 
Uyanmam fazla uzun sürmez, ya öperek uyandır beni yada uyandığımda öp, karar senin... 

Demli bir çay kadar sıcak bir öpücük bekliyorum senden, öpmezsen küserim...

15.11.17 / - KaramsarKorkuluk


Kedili Park Kuytu Bank #1

Kasım 15, 2017 0
Korkuyorum zaman zaman ya bir başıma ışığa ulaştığımda aydınlık gözlerimi kamaştırır da seni gözüm görmezse diye...
İsmini cismini bilmeden
bekledim seni yıllar yılı
ve yıllar yılı şiirler yazdım sana
ismini cismini bilmeden.

Bunca yıl oldu
hala bilmem ismini cismini
sesini nefesini ve soluğunu
ve bilmem
serçe parmağın
soğuk havalarda nasıl üşür
ve bilmem
yüreğin ne kadar titrer
serçe parmağın üşürken...

İsmini cismini bilmeden
yıllar yılı bekledim seni
yine de vazgeçmedim
sadece biraz yoruldum.

Fakat ne zaman yağmur yağsa
yada ılık bir rüzgar esse
hisseder gibiyim yaklaştığını.

Lütfen bana adını sorma
çünkü ben sana 
bir isim veremeyecek kadar
buz kestim bu hayatta,
bir gün gelip dokunursan erir
etrafımdaki buz tutmuş karanlık.

Gelmek istersen
adresim belli ve hiç değişmedi
kedili bir park, en kuytu bank.
Gündüz ise bir ağaç gölgesi
gece ise karanlığın en derin bölgesi...

Gelirsen hayallerin gerçek olur,
gelmezsen hayal kalırsın.

Gelirsen hayallerim gerçek olur,
gelmezsen hayallerimle başbaşa kalırım,
buz tutmuş bir karanlık içinde.

Ve artık karanlıktan 
o kadar çok sıkıldım ki
tünel kazar gibi var gücümle
yıkmaya başladım
etrafımdaki buz dağı gibi karanlığı
belkide bu yüzden
korkuyorum zaman zaman
ya bir başıma ışığa ulaştığımda
aydınlık gözlerimi kamaştırır da
seni gözüm görmezse diye...

Lütfen anla beni
ben sana bir isim veremem,
fakat gelirsen
soy ismim senin olsun...

15.11.17 / - KaramsarKorkuluk

Merhaba Hayatım

Kasım 13, 2017 0

Foto temsili hayattan beklentim değil!
"Yapılacaklar listesine ekledim sadece" fark ettim ki hiç bir şey beklemekle olmuyor, beklentilerimiz için çaba gerek 👀

Hayata hoşça kal denmez! Hayatta hoş kalmak gerek, bu yüzden hoş kalabilmek için merhaba deyin hayatınıza, arkadaşlarınıza, eşinize, dostunuza, parktaki kedilere, sokaktaki köpeklere, ağaçtaki kuşlara, gökteki güneşe, gecedeki aya yıldızlara ve küstüyseniz hayata, yeniden merhaba deyip tanışın belki bu sefer kaynaşırsınız eğer hayatla anlaşamaz ve yeniden küserseniz yine merhaba deyin gerekirse onlarca kere yüzlerce kere, her sabah günaydın der gibi birine her sabah yeniden merhaba deyin hayata... 

GÜNAYDIN DÜNYA, MERHABA HAYATIM 💙
Sanırım ben biraz geç kaldım 😲😂😂

13 Kasım 2017


Söyle Sevgili

Kasım 08, 2017 0
Söyle sevgili;
göğsümde gezemeyecek kadar
kırgın mu parmakların?

Dudaklarıma 
değemeyececek kadar
kızgın mı dudakların?

Gelmeyişinin sebebi nedir
bana varamayacak kadar
yorgun mu ayakların?

Söyle sevgili
neden yoldaş ettin beni 
sensiz ıssız gecelere
varlığını bile yaşatmadan
yokluğunu üzerime salıp... 

8.11.17 / - KaramsarKorkuluk


Minyatür Kaktüs'üm

Ekim 29, 2017 0

Dün akşam kendime minik bir hediye aldım 😊
Ne güzel yakıştı rafıma, iyi ki almışım..
Canım kendim 😋😋

 

Çocukluğumdan beri kaktüsleri çok severim özellikle renkli minyatür kaktüsleri, nedendir bilmem bazen karakterimi kaktüsün duruşuna bazende hayatımı kaktüsün var oluşuna benzetirim ve tıpkı bir kaktüs gibi her şeye göğüs gerip yeri geldiğinde aç susuz bir başıma yaşarım, gerekirse yıllarca. . .

D/üşüyorum

Ekim 25, 2017 0

Yağmur sonrası
kordonda oturuyorum
hava buz gibi soğuk
deniz biraz gece kokuyor
ve gece biraz deniz kokuyor
yine sen yoksun
buralar hep hasret kokuyor...

Yağmur sonrası
kordonda oturuyorum
ve ben seninle
elin elimde
bir deniz kıyısı
özlüyorum...

Üşüyorum ellerin yok!
Düşüyorum haberin yok!

25.10.17 / - KaramsarKorkuluk

Artık Uyan

Ekim 23, 2017 0

Gece çöker üzerimize
sen yalnız yatağında uyursun
ben bir şeyler yazarım...

Sen uyursun
ben şiirler yazarım
sana bir iz bırakırım...

Sen uyursun
ben bir şeyler okurum
"beni bul" dercesine sesimi
sessizliğine bırakırım...

Sen uyursun
güzel sabahlara uyanmak için...

Ben uyumam durmadan yazarım
kelimelerimden beni bulabilmen için...

Sen uyursun
ben seni tanımam, görmem, duymam...

Sen uyursun
ben seni düşünürüm, özlerim, beklerim...

Ne olur artık uyan
gel ve göğsüme dayan...

Ben seni tanımam, sen beni tanımazsın
fakat bir gün bir yerde karşılaşırsak
dayanamaz boynuma sarılırsın...

"Ey aşk (varlığını özledim, yokluğunu hissettim...)
Geleceksen şimdi gel, ben artık hazırım!..."

23.10.2017 / - KaramsarKorkuluk


Sizi Neden Seveyim?

Ekim 22, 2017 0

Bazen kendimi suçsuz yere yirmi beş yıl hapis yatıp yeni tahliye olmuş bir mahkum gibi hissediyorum. Kalabalıklardan, insanlardan ve beton yığınlarından tiksiniyorum. Kendi hayatımdan başka bir hayata adapte olmakta zorlanıyorum. Etrafımda çok fazla insan olduğu zaman elim ayağım dolanıyor, ne yapacağımı nereye gideceğimi şaşırıyorum. Telefonum sürekli yanımda fakat birileri ararsa ulaşsın diye değil sürekli müzik dinleyebilmek için ve sokakta, caddede, otobüste, metroda, kulaklık hep kulağımda. Benim için bu dünyanın uğultusuna yüksek ses müzik dinlemeden katlanmak imkansız gibi. 

Biraz farklı olabilirim kabul ediyorum fakat bir çok insanın gözünde çok farklı olduğumun farkındayım ve birbirinden neredeyse hiç bir farkı olmayan sistemin kölesi olmuş kişiler bana kimi zaman psikolojisi bozuk bir insan, kimi zaman içine kapanmış biri kimi zamanda deliymişim gibi bakıyorlar. Öfkeli anlarımı görüp asi delikanlı diyenlerde var, parktaki kedilere merhametle sarılıp öptüğüm için mahallenin delisi gözüyle bakanlarda. Şunu iyi bilin ki nasıl baktığınız umurumda bile değil...

İş yerinde azimli bir usta, hastanede iyi bir hasta, yol ortasında ise genelde gözlerini kaldırım taşlarından kaldırmadan yürüyen kimsesi olmayan bir kimseyim ben. Eğer dışarıdayken gözlerim bir şeylere takılırsa ya bir kedi görmüşümdür ya bir köpek, ya gevrek satan bir çocuk ya ayakkabı boyacısı bir çocuk, ya bir karton işçisi ya aç kalmış biçare bir insan yada kendimi sahile atmış denizi dalgaları gökyüzünü izliyorumdur. İsteyince herkese ve her ortama ayak uydurabilen biriydim fakat ben uzun zamandır hiç bir konuda insanlara ayak uydurmak istemiyorum...

İnsanları sevmiyorum!
Kalabalıkları sevmiyorum!
Doğayı seviyorum katlediyorsunuz!
Gökyüzünü seviyorum kirletiyorsunuz!
Kedileri seviyorum zehirliyorsunuz! 
Sizi neden seveyim lan neden seveyim!...

Bilmiyorum belkide ben ve benim gibiler bu dünya için biraz fazla insanız...
Kendime benzeyen birini bekliyorum ben yıllardır ve ben sadece kendime benzeyen kişilerle anlaşabiliyorum ve benim gibiler her zaman "bunlar insansa ben değilim" diyorlar.

Boğazına kadar doldurulmuş koca bir bardak gibiydim son zamanlarda, belkide biraz stres atmak için yıllar sonra bir değişiklik yapıp dün akşam yanıma has dostum Çiko'yu alıp Alsancak 6:45'e Can Gox konserine gittim. Hatta belki girişte bilet kalmaz diye cuma günü iş çıkışı gidip bardan iki bilet aldım. En az beş yıldır kalabalık ortamlardan hep uzak duruyorum. Nedense artık aşırı derecede boğuyor beni, hatta konser saatine kadar kendi kendime inşallah konserde daraldım bunaldım sıkıldım deyip çıkıp gitmem diye düşündüm. Çünkü kimi zaman sinemada bile boğulduğunu hissedip filmi yarıda bırakıp çıkıp gitmiş biriyim.

Kıbrıs şehitlerinde yürümek falan çok sıkıntı değil fakat ne zaman Muzaffer İzgü sokağa girdim işte o anda bir şeyler üstüme üstüme gelmeye başladı. İlk aklıma gelen şey bir zamanlar üç yıl boyunca bu mekanlarda nasıl takıldığım oldu, alsancak - kordon - bornova arası mekik dokuduğum zamanları ve o zamanlarda etrafımda olan insanları düşündüm, sonra etrafımdaki insan kalabalığını izlemeye başladım. Rock barlar ağırlıkta olduğu için çoğu siyah giyinmişti, bir şeyi bir kez daha fark ettim o anda hiç birinin kıyafeti benim uykusuz gecelerim kadar zifiri siyah değildi ve hiç bir kadının mini eteği yada dekoltesi benim düşüncelerim, fikirlerim ve sözlerim kadar açık seçik değildi...

Daha fazla düşüncelere dalıp boğulmamak için mekandan biletleri alıp hızla eve doğru yola koyuldum, kulağımda son ses müzik otobüse bindim ve her zamanki gibi ayakta ve başım önde eski günleri yeniden düşünmeye başladım, o zaman etrafımdan ayrılmayan kadınların bir çoğu şimdi evlendi çocuğu oldu tombik birer anne oldular, erkeklerin ise kimi evlendi kimi ziyan olup gitti kimi barlarda kafelerde garsonluk yapıyor kimi işsiz işsiz takılıyor, hiç biriyle görüşmüyorum ama çoğunun haberi bir şekilde bana ulaşıyor, istemesemde...


Gelelim konsere; kim lan bu Erol Egemen? =)
Gox 23:00 - 01.00 arası sahne alacaktı, hem biraz zaman öldürmek için hemde kalabalık ortamdan önce kendimi biraz rahatlatmak için bir saat kadar sahilde takıldık, 23:00 gibi bara girdiğimizde Gox sahneye çıkmıştı bile daha girer girmez atmosferi iliğime kadar hissettim, kendi kendime önce özelmişim lan dedim, sonrada beni boğan şey belkide bir şeylerin fazlasıymış belkide çevremdeki beş para etmeyen sahtekar insanlarmış dedim. Yine de bir yabancı gibi kalakaldım kalabalığın ortasında. Konserin ortasına doğru güzel bişey oldu  Nejat İşler'de mekandaymış, kalabalığın içinden yürüyüp girişte bir masaya oturmak için yanımdan geçti, bir fotoğraf çektirmek için peşinden giden üç beş kişiye inat merhaba abi dedim sadece gülümsedi mi gülümsemedi mi onu bile bilmiyorum. Ardından Gox mola verdi oda masaya katıldı. Bulunduğum yerden bir fotoğrafını çektim sadece. Adam oraya biraz kafa dağıtmaya gelmiş neden rahat bırakmazlar anlamıyorum. 


Bir ara Çiko'nun kulağına eğilip "Bu ne biçim yalnızlar partisi lan hiç kimse senin yada benim kadar yalnız değil!" diye sitem etmiş olsam da sabah dörde kadar bağıra bağıra şarkı söyleyip eğlendik. Belki konserler yada gece hayatı bana sahilde oturmak kadar huzur veremez ama onunda yeri bir başka. Eski günlerime dönmem biliyorum fakat arada bir değişiklik gerek diyorum, çünkü iyi geldi =)

Bu sefer yazıya girdiğim gibi çıkamadım farkındayım, şu son kısımda toparlamaya çalışayım. Belkide bir haftadır bu konsere aşırı derecede gitmek istemem, bir değişimi başlatmak içindi tam olarak emin değilim... Emin olduğum şey ise şimdi ben kalkıp bir kez daha kendine "normal" diyen büyük çoğunluğa benzemeye çalışsam, bir zaman sonra hem bu "kendini normal sanan çoğunluk" hemde bana benzeyen çevremdeki üç beş anormal arkadaşım bana kendini bozma, sen hep böyle kal, sakın değişme demeye başlayacaklar!.. 
Yıllar önce olduğu gibi...

22.10.2017 / - KaramsarKorkuluk