Yolum Vuslat Sonum Vuslat #4

Mayıs 12, 2018 0

İstanbul'da ilk işim eski dostum Haydarpaşa'ya gitmek oldu.
Garı uzaktan gördüğümde kelimeler kafamda birleşmeye başlamıştı bile, Kadıköy iskelede oturup "Selam Sana Haydarpaşa Garı" başlıklı yazımı yazdım.

İstanbul'da iki gece kaldım üç arkadaşı gördüm, Üsküdar'da Aziz Mahmud Hüdayi Hz. türbesine gittim biraz kedi sevdim. 


Türbe çıkışı sahilde çay içmeden olmazdı...


Akşamına ver elini Edirne...
Kahve ve Karamel'le tanışma merasimi vs.



Buluşma hakkında blogda anlatacaklarım bu kadar.

ŞİMDİLİK HOŞÇA KALIN...

12.5.2018

Yolum Vuslat Sonum Vuslat #3

Mayıs 12, 2018 0

Sabah ilk işimiz kızımın dedesinin evine gitmek oldu, fakat taşındığını öğrendik. Neyse ki çalıştığı iş yeri bize yakındı. Oturup biraz konuştuk kızımın gerçeği geçen yazın başında öğrendiğini öğrendim, akşam için sözleşip ayrıldık.

Akşam üstü bir telefon geldi, arayan kişi kızımın dedesi "Hazırlan bu akşam kızını göreceksin" diyor. Ben mutluluktan havalara uçuyorum.

Bi yandan da haber bekleyen bir sürü insan olduğu için fırsat buldukça facebook'da paylaşım yapmaya çalışıyorum...



Ve büyük buluşma büyük vuslat...

Bir kedi gibi bekledim seni, tam on iki yıl!...




Ertesi gün saat 11.00 gibi buluşup sazova parkına ve çarşıya gidiyoruz, akşama kadar beraberiz...



Akşam Halil'in evinde yemek ve çay faslından sonra otele gidiyorum.


Otelde uyku tutmuyor tabi =)



Bi sonraki gün hızlı trenle İstanbul'a devam ediyorum.



12.5.2018 - KaramsarKorkuluk

Yolum Vuslat Sonum Vuslat #2

Mayıs 08, 2018 2
Akşam sekiz gibi Uşak otogara iniyorum, dokuz gibi bir kafede kafamı dinliyorum.
Direk İzmir - Eskişehir yapamayacak kadar kafam yorgun ve kaygılarla dolu...
- Acaba kızımı görebilecek miyim? 
- Gerçek babasının ben olduğumu öğrendi mi? 
- Öğrendiyse ne zaman öğrendi? Geçen seneye kadar bilmiyordu.
- Beni ben olarak mı biliyor yoksa kötü bir adam olarak yoksa iyi bir adam olarak mı? 
- Beni bilmiyorsa, yüreğim bir yabancı gibi görmeye nasıl dayanacak? 
- Acaba geçen yaz 16-21 tansiyonları görüp kalp spazmına çelme takan kalbim bunu kaldırabilecek mi? 
- Psikiyatri Dr. Adem bey "Senin kızını görmeye değil kavuşmaya ihtiyacın var, görüp geri gelirsen hayatının en büyük depresyonunu yaşarsın demişti." doktorumu görmeden yola çıktım, zaten iki buçuk senedir sözünü dinlemiyorum tansiyon ilaçlarım harici ilaç kullanmıyorum. Bir yandan da hiç bir şey kızımdan önemli değil diyorum yolda giderken. 


Neyse gelelim bu düşüncelerden uzaklaşmak için uşakta verdiğim molaya. Uşak'ta benim özellikle son 4-5 yılımda büyük destekçim olan deliler delisi bir arkadaşım var, kafama göre kafe sordum, hatun bana "senin kafana göre kafe Uşak'ta yok" diyor. Durumu düşünün artık :) 

Neyse efenim ayaklarım yalnız bırakmadı beni ilk gördüğüm taksiciye kafelerin bol olduğu bir cadde sordum "Bir km uzakta atla" dedi. "Ne atlayıp 10TL sana bayılcam" der gibi "sağol abi" dedim, başladım yürümeye. Zaten yürümeyi seviyorum, ayrıca bu bacaklarla yürüyor muyum yoksa çölde başı boş bir deve mi koşuyor belli değil. 
On dakikada vardım caddeye beş dakikada kafama göre bi mekan buldum, uşaktaki kâdim arkadaşımada faydam dokundu gidip gidip o kafede takılıyor şimdi :)

Kafede otururken yine boş durmadım bir kaç satır yazdım, yazdığım yazı aşağıda sizi bekliyor...



Bazı insanlar bazen bilmediği bir şehre gider, hiç bilmediği bir kafeye oturur. Bazı insanlar bazen hiç bilmedikleri bir şehirde hiç bilmedikleri bir kafede, hiç bilmediği fakat hep beklediği birinin izine rastlarlar ve o kişi belki bir gün gelir umuduyla oraya yerleşirler. Bu kimi zaman bir ayak izi, kimi zaman bir parmak izi, kimi zaman bir saç teli, kimi zamanda daha önce hiç duymamasına rağmen çok tanıdık gelen bir koku olabilir...

Bazı insanlar bazen hiç bilmediği bir şehre gider, hiç bilmediği bir kafeye oturur. Bir fincan çay, bir kaç dal sigara ve bir müzik eşliğinde kafasını toparlamaya çalışır ve kalkıp hiç durmaksızın yoluna devam eder ve bazı insanlar bazı şehirlere ömründe sadece bir kere uğrar...

6.2.2018

Kafede çayımı içerken Melike Şahin'i keşfettim, sonra otogara dönüp ilk otobüsle Eskişehir yoluna çıktım. Yolda boş durmadım yine bir kaç satır yazdım.



Yolları anlatan hiç bir masal yola ait değildir. Yolları anlatan masalları o yoldan geçenler yazar. Yolda gidene yolcu dense de her yolcu gittiği yolda gitmeye gönüllü değildir. Kimi yolcu yolun sevdalısıyken, kimi yol da yolcunun en büyük belasıdır. İnsan yolcu olduğu sürece bitmez yollar, yol oldukça yolculuk devam eder ve bazen bazı yollar o kadar uzundur ki yolcu haddinden fazla yorulur....

Bir kaç saatte Eskişehir'e vardım, Halil, Eskişehir girişinde karşıladı beni. Alelacele bir kahve içtik "Kırk yıl hatırı kalsın" dedik, sonrasında beni otele bırakıp evine gitti.



"Bu konuyu paylaştıktan sonra hakkımda bölümünü kaldırabilirim yada yeniden düzenleyebilirim, facebook ve instagram hesabımdan blog linkini kaldırdım bile, instagramda mahlas kullanmayı kişisel fotolarımı kaldırmayı düşünüyorum, blogda ismim bilinecek fakat soyisim bugüne kadar olduğu gibi bundan sonrada tamamen gizli kalacak, kızıma yazdığım şiirlerin hepsini kaldırdım, 25-30 yaşından önce okuyup psikolojisi bozulsun istemem, ömür boyu okumasa daha iyi olur diye düşünüyorum. Çıktı alıp saklayabilirim yada tamamen silebilirim fakat bariz kızıma yazılmamış şiirler var, o şiirler kızıma etiketi olmadan blogda kalacak. Aslında bundan sonrasını tamamen zaman gösterecek fakat bildiğim bir şey var inşallah her şey daha güzel olacak.

Ben bunca yıl kızım bu konuda en ufak bir acı çekmesin diye acı çektim, şimdi kalkıp onun hayatını yok sayamam ki bunca yıldır hayatımı ona adadım. Şimdi tam sırasıyken bunlarıda belirtmek istedim..."

Yolum Vuslat Sonum Vuslat #1

Mayıs 08, 2018 0
Tam on iki yılın sonunda vuslata erdim Eskişehir'e gidip kızıma kavuştum, bu kavuşmayı ve bu yolculuğu bir kaç ana başlık halinde sizinle paylaşmak istedim. Biliyorum ki bazı takipçilerim bu günü benim kadar sabırla bekledi.

Bu adam neden bunca yıl hasret çekti diye sormayın, bu konuyu bugüne kadar blogda tam anlamıyla hiç anlatmadım, yazmaya da niyetim yok. Ayrıca ruhumda bedenimde bu konuda haddinden fazla yorgun...

Bundan sonra önemli olan benim kızıma - kızımında gerçek babasına kavuşmuş olması...

6 Şubatta akşam üstü yola çıktım. Bir nevi neyle karşılaşacağımı nasıl karşılanacağımı bilmeden. Bir kış günü parmaklarım telefon tuşlarında içimden gelenleri yaza yaza bir başıma düştüm yollara... Yol müziklerim olmazsa olmazdı...



Yolda giderken akşam saat yedi gibi "Kimsesizlik Ülkesinin Başkenti Yalnızlık Şehri" başlıklı yazımı yazdım. 

Sonrasında yol müziklerimle yola devam...

"Yol bi yere gitmez o bir durma biçimidir. " demişti şair...

Azad Kuşu - Azap Kuşu

Mart 14, 2018 0

Sigaramın ateşi neden mavi çıktı şimdi bu fotoğrafta, umudunu kaybetme içerikli bir mesaj mı bu acaba. Umut zaten içimde değil miydi bunca yıl. Nedir şimdi umudumun üzerine ağır bir uyku gibi düşen bu yorgunluk.

Ben azad kuşu olamadım şu hayatta, bir gün birinin avuçlarından özgürlüğe uçmak nasip olmadı tutsaklığıma. Hep sessisce sabredenlerden oldum, kimse duymadı içimin çığlıklarını. Yeri geldi sığmadı içimdekiler içime, büyük bir çığlık olup yankılandı yaşadığım evin duvarlarında yine kimse duymadı.

Bir gün uzun bir yolculuğa çıktım, otobüs koltuğunda derin bir rüyaya daldım. Sonra bir ses duydum. Yaradan azap kuşu olmak ister misin diye sordu otuz üç yıl sonra bana, dedim ki; yüreğimde bunca merhamet varken ben azap kuşu olamam. Hakkını almak haktır dedi yaradan, dedim ki bende bu merhamet varken ben azap saçmamak için kanatlarımı kırarım yinede uçamam, eğer ki bunca yıl sonra payıma azap kuşu olmak düştüyse sen beni de tüm kullarını da azaptan koru, ben kimsenin üzerine ateş saçamam, ben kimsenin üzerine bir taş bile atamam.

Ne istiyorsun öyleyse kulum dedi yaradan, ben dünyadan vazgeçtim, hiç bir şey istemiyorum ve hiç olmak istiyorum yolunda dedim. Bu devirde bu yol en zor yol dedi yaradan, sen yanımdayken hiç bir yol zor değil dedim ellerimi açıp, eğer ki yolumda daha büyük bir sınav varsa, bunca yıl şikayet ettiğim merhameti ve sabrı alma yüreğimden, daha büyük sınavlar için daha fazla merhamet ve sabır ver yüreğime, genç yaşta sahibi olduğum tansiyon denen kalp ağrısını da bırak bana, bırak ki yüreğim ağrıdıkça unutmayayım seni, bırak ki yüreğim ağrıdıkça unutmayayım insan olduğumu dedim ve sustum.

Ben susunca bir dilek dileme mi istedi benden. Dilek dileyemecek kadar utandım yaşadığım bu pis bu kirli dünyadan. Kendim kalmayı seçtim. Ben kendim kaldım fakat etrafımda kimse kalmadı.

Sonra uyandım, öyle bir uyandım ki hala uyuyor muyum yoksa uyanık mıyım anlayamadım...

14.3.2018

Yavaş Yavaş Hiç Olma Günlüğü

Mart 12, 2018 0

Yüreğimin mavisi battı dün akşam güneşle beraber, gözlerimin feri söndü bir saksıdaki fesleğene bakarken. Şimdi başımda gri bulutlar var, yağmur bir türlü yağmak bilmiyor. Toprak kadar kurudu bedenim, kısacık zamanda kaç kilo verdim bilmiyorum. Yağmurun sesine, kokusuna, tenime değişine aşıktım ben ve severdim tatlı soğukları. Şimdi yüksek bir dağa çıkıp karda donmayı göze alabilirim. En sevdiğim çiçeğide almış annem giderken. Çocukken bile bu kadar kırılmamıştı kalbim, iki çikolata parası elime sıkıştırılıp terk edilirken...

2.3.2018


Şimdi ben düşlerimin peşini bırakıp hayatın peşine düşersem, sevdiğim insanlara masalları kim anlatacak? Bir kibrit çöpünü, gökteki bulutu, denizdeki balığı, annesi elinde telefon layk layk yaparken parkta ağlayan bebeği, kış günü köprü altında yatan dokuz yaşında çocuğu, sahilde "Abi bi şarap parası" diyen elli yaşlarındaki amcayı, cumadan çıkıp liseli kızları kesen deyuzu ve yine aynı cuma namazında herkesten fazla yaradana yakın olan lise öğrencisini, kiliseden çıkıp müslümanlara ölüm diyen caniyi ve aynı kilisede müslümanlar ölmesin diye dua eden hristiyan imanlısını örnekleyip tamam bunlar var, var çünkü her insanın her milletin iyisi kötüsü var kardeşim diye kim diretecek? 

Ben, ben olmaktan vazgeçersem güzel bir hayatım olacak. 
Herkes güzel bir hayat uğruna dünyadan vazgeçerse, dünyayı kim güzelleştirecek?

8.3.2018


İçimde ne olduğunu bilmediğim bir sürü şey öldü, ne olduğunu anlamadım ama kalktım helva kavurdum. Kendi ruhuma tuz ruhumu döksem şimdi yoksa bi fatiha mı okusam bilemedim. Ayrıca o kimyalasa neden tuz ruhu derler onuda hiç anlamam, tuzun ruhu var mı gerçekten? 
Bu durumda ruhumuzunda tuzu olması lazım kapanmayan yaralarına basacağı, eğer oluyosa benimki iyotlu olsun, çaya tuz atsak şifa bulur muyuz acaba?

11.3.2018


Günlerdir aynada yüzüme bakmadım, kalkıp içime baktım bugün. 

Neyim ben dedim, insan kalmayı başabilmiş bir canlı mı? 
Yoksa insan kalmaya çalışırken insanlıktan çıkmış bir varlık mı? 
Kimim ben dedim Leyla'sını kaybetmiş bir Mecnun mu? 
Yoksa hülyalarda gezen bir Meczup mu? 

Evlerin çoğunda doğalgaz kullanılan bir kentte, böyle bir devirde nerden geldiğini bilmediğim bir tutam kömür buldum yerde ve kocaman bir daire çizdim kendi etrafıma, sivri köşeleri olmayan. Sonra simsiyah bir "DUR!" yazdım dairenin tam ortasına, sonra da kalkıp oturdum içine... 

Burası senin dedim kendi kendime, şimdi dur, dur ve düşün. Düşünme diyenlere inat düşün, sen insansın düşünmek senin fıtratında var, düşün ki gidecek yolun olsun, düşün ki yiyecek aşın olsun, düşün ki yaşayacak aşkın olsun dedim kendime, sonra sustum.

Sonra arada bir sus dedim kendi kendime, sus ki dinlen, arada bir sus ki demlen dedim. Müzikte es'ler olmasa müzik gıda olur muydu ruha diye düşündüm sonra, güzel bir melodiye döndürmek için hayatımı, küçüklü büyüklü es'ler çizdim kömürden. Büyüklerine uyku dedim, küçüklerine isim vermedim. Usulca perdeyi çektim, yatağıma girdim, kedime sarıldım. 

Uyumasam bile dinlenirim belki dedim, belki dinlenirim, kim bilir...

12.3.2018

Selam Sana Haydarpaşa Garı

Şubat 09, 2018 1
Eeey Haydarpaşa Garı selam sana...
Ben geldim eski dostum, on bir sene sonra çıktım sana geldim. Pendik'te bir çay içtim karnımı bile doyurmadan aç karnımla sana geldim. Hiç bir insan arkadaşımı görmeden önce bu şehrin iğrenç trafiğinden sıkılıp araçtan inip nefes bile almadan koşa koşa sana geldim. Sen ki benim İstanbul'da en çok merak ettiğim yerdin, sen ki benim kendimi sürgün ettiğim ikinci şehirde herkesten ve her şeyden kaçıp geldiğim sığınağımdın... Ben ki sana vardığımda biricik kızı ellerinden çalınalı daha iki sene bile geçmemiş genç bir babaydım. İnsanlar sana taş dedi beton dedi ben dost dedim, ben seni bir taşın, bir betonun, dört duvarın bile insana faydası dokunurken, insanın insana faydasının dokunmadığı bir devirde tanıdım. Bu güne kadar seni sevdiğimi söyledim soranlara fakat anlatmadım hiç kimseye nasıl dost olduğumuzu.

Ben seni tanıdığımda saçlarını yakmamışlardı, iskeletin bu kadar zayıf değildi, tenin bu kadar çatlamamıştı. Sen beni tanıdığında saçlarıma ak düşmemişti, göbeğim yoktu, tansiyonum yoktu, böbreklerim dayanıklıydı, pankreasım tertemizdi, omurgam senin iskeletin kadar sağlamdı, hayatımda ameliyat masası bile görmemiş bir insandım. 

Ne vakit kızımı düşünüp galata köprüsünde içsem, içim daralsa şişeyi denize fırlatıp sana koşardım. Ne vakit konuşacak kimse bulamasam telefonu kapatıp sana koşardım. Ne vakit aklımı kaybedecek hale gelsem, sana koşar tırnaklarımı tenine batırırdım ve ben ne vakit ayaklarıma taş bağlayıp denize atlamayı düşünsem, sen beni göğsüne yaslayıp önüme ince belli ve en az kendin kadar demli bir bardak çay sunardın. Söyle bana ben o günleri ve seninle dostluğumuzu nasıl unuturum? Gün oldu yolum düştü İstanbul'a gelemedim yanına, o zamanlar henüz kavuşmamıştım kızıma. Gelip hala bulamadım diyemedim, bulduğumda buldum ama başkasını baba biliyor varamadım diyemedim, yüzüne bakacak yüzüm yoktu...

Eeey Haydarpaşa Garı selam sana...
Ben geldim eski dostum, on bir sene sonra çıktım sana geldim. 
Sen bu sene yüz on yaşındasın ve ben on bir yılda senin yaşın kadar hasret çektim, on iki yıllık hasretim senden bile yaşlı düşünsene.

Eeey Haydarpaşa Garı selam sana...
Ben geldim eski dostum, on bir sene sonra çıktım sana geldim.
Ben daha iki gün önce vuslatı tattım da geldim, kızımın kokusunu içime çeke çeke öptüm de geldim. Yaramı sardım geldim, eksik parçamı yüreğime koydumda geldim. Bak bugün sende hala ayaktasın bende, senide yıkamadı hiç bir şey benide fakat bunca yılda sende çok yıprandın, bende. Her şeye rağmen ben bugün buraya tamamlanmış olarak geldim... 

Eeey Haydarpaşa Garı selam sana...
Ben geldim eski dostum, on bir sene sonra çıktım sana geldim.
Ben göğsüne yaslandığım günler hatırına, bana sunduğun bir bardak çay hatırına, ayağıma bağlayıp kendimi denize atmayayım diye bahçendeki tüm taşları sakladığın günler hatırına, böyle bir gün batımında içime doğan güneş hatırına, sana teşekkür etmeye Allah'a şükr etmeye geldim.

Bunları yazarken uzaktan izledim seni, çayımı hazırla bu sefer keyifle içmeye geliyorum. Bak yine ağlıyorum bunca insanın içinde hiç çekinmeden fakat ilk defa senin yanında döktüğüm gözyaşım sevinçten!..


İyi ki uzaktan izlerken, yüzüne bakmadan yazmışım yazımı.. Seni böyle görmeye yürek mi dayanır? Fakat ikimizinde aynı yılda onarıma girmesi bizim dostluğumuzun ispatı değil mi? Bu saatte çay yokmuş zaten neyleyim sen bu haldeyken gelen çayı! Sen hele bir iyi ol yaza kadar toparlan kızımı alıp gelcem yanına. Ben çayımı içerken oda oralet içecek, çünkü asitli bişey sevmiyoruz, ya meyve suyu ya oralet içiyoruz :)
Ben gelene kadar iyi ol lütfen, kızımın yanında yüzüme gülümsemezsen gece gelip duvarına işerim, şaka be şaka hiç yapar mıyım öyle şey...

Seni seviyorum koca çınar hemde kendim kadar... 💙🎈

9.2.2018

Kimsesizlik Ülkesinin Başkenti Yalnızlık Şehri

Şubat 06, 2018 2

Dünyada yaşayan insanların çoğunluğunun bilmediği bir yerde yaşıyorum ben yıllardır, burası kimsesizlik ülkesinin başkenti yalnızlık şehri. Ben bu şehre yerleşeli o kadar uzun yıllar oldu ki artık ismimi bile hatırlamıyorum, etrafımdaki bir kaç kişi karamsar diye sesleniyor bana, sanırım benim ismim karamsar yada bilmediğim bir tarihte hiç bir mahkemeye baş vurmadan ismimi değiştirdim. Bunuda hatırlamıyorum zaten bir önemi yok hatta bu yazıda benim ismimim yada benimde bir önemim yok. Bu yazıdaki tek önemli şey sizin kendinizi unutmamanız!
Ben bu şehirde yaşadığım zaman içinde öğrendim ki hayatınızda tanıdığınız herkes sizi gerçekten unutsa bile siz kendinizi unutmadığınız sürece, sizi hiç bir şey ne yıkabilir nede sarsabilir. Bir insan hayatının en büyük depremleri ancak kişi kendini unutmaya ve hayatını ertelemeye başladığı zaman yaşanmaya başlar ve sarsıntılar günden güne öyle bir güçlenir ki depremlerin şiddetini dünyadaki hiç bir rihter ölçemez...
Bugün size birazda olsa bu ülkeyi, bu şehri ve burada olanları anlatmak istedim. Bu şehir öyle herkesin yaşayabileceği bir yer değil, bazen buraya yabancılar gelir kimi bir kaç hafta kalır kimide bir kaç ay ve sonunda dayanamaz, ya bir arkadaşını ya bir akrabasını yada eski sevgilisini arar ve şehri ardına bile bakmadan koşarak terk eder.
Bu şehirde canımı en çok yakan şeyler ise arayacak kimsesi olmayan ve yalnızlık şehrindeki yaşama ayak uyduramayan insanların kendini köprülerden, balkonlardan yada bina tepelerinden atması, bir ip bulup kendini asması, kutu kutu ilaç içmesi yada bir silah bulup tüm acı anıları sakladığı beynine sıkması olmuştur.
Bu şehirde ayakta durmak gerçekten çok zor, üstelik tek bir hastane yada sağlık kuruluşu bile yok, buradaki tek tedavi yöntemi insanın kendi kendine uyguladığı meditasyonlar. Herkes gece olunca kendine göre bir meditasyon yapıyor. Kimini sayfalarca yazmak, kimini bir müzik aleti çalmak, kimini resim yapmak, kimini bir sürü kitap okumak, kimini sabaha kadar alkol denizinde boğulmak, kimini bütün gece ibadet etmek rahatlatıyor. Bu şehirde kendini bir tanrıya adayanlar da bir tanrıya inanamayanlar da kavga etmeden yaşıyor. Bu şehirde sağcı solcunun, solcu sağcının fikrine saygı duyuyor.
Bu şehirde eğitimli eğimtimsiz kavramıda yok, çünkü burada bir okul veya öğretim kurumuda yok fakat dünyada hiç bir üniversitede öğnemeyeceğiniz bilgiler ve bolca sanat var. Mesela burada gitar çalmayı ve şarkı söylemeyi biraz bilen birinin şarkıları dünyanın en usta sanatçısının söylediği şarkılardan daha güzel. Kimsenin anlamadığı biçimde yazılar yazan bir amatörün satırları bazen en iyi kitaplardan daha anlamlı ve bu şehirde kırık tuallere yapılan resimlere hiç kimse paha biçemez.
Bu ülkede ve bu şehirde siyasi bir yönetim biçimide yok, ne cumhurbaşkanı ne başbakan ne belediyecilik hiç bir şey yok. Bu şehirde tek bir lokanta ve restoranda yok eğer olsaydı eminim iki günde batardı, çünkü burada herkesin ağzının tadı fazlasıyla kaçık. Hiç kimse ne yediğinden nede içtiğinden tat almıyor, bu yüzden kimi tat almak için sürekli bişeyler yerken kimide yemekten içmekten kesiliyor.
Bu şehirde zaman kavramıda yok. Genelde geceler çok uzun geçiyor, kimi insan günde bi kaç saat uyuyor, kimi insan kafasını kaldırmadan kimi de hiç uyumuyor.
Bu şehirde tek güneş gören ve en önemli yer ise şehir meydanı. Meydanda devasa büyüklükte bir kum saati ve kum havuzu var. Büyük saatin etrafında ise artık buranın yerlisi olmuş kişilerin belki binlerce küçük küçük kum saatleri duruyor. Bu meydana bir kum saati yerleştirmek için en az altı ay bu tuhaf ve düzensiz şehirde yaşamanız gerekiyor.
Büyük kum saati nerdeyse hiç akmıyor, küçük kum saatleri ise sahiplerinin gidiş vaktini temsil ediyor. Eğer bir kum saati güneşten ısınarak patlarsa saatin sahibi özgürlüğüne kavuşup kimseye görünmeden şehri terk ediyor. Eğer ki kum saati hiç patlamaz ve akışını tamamlarsa sahibi yalnız bir insan olarak o gece ölüyor ve cesedini gömülmek üzere gerçek dünyaya gönderiyorlar.
Burası tuhaf bir yer, burası acı dolu bir yer, burası gözü olanın görmediği, kulağı olanın duymadığı, dili olanın konuşamadığı, ayakları olanın yürüyemediği bir şehir. Bu şehirde uzun yıllar ayakta kalabilen kişiler, sadece kimsesizlik ülkesinin sabır, sükut, gözyaşı, hasret gibi diğer şehirlerinde çocukluğunu yaşayıp çocuk yaşta büyümüş kişiler. Normal bir çocukluk yaşayan birinin burada ayakta kalması gerçekten imkansız.
Burası kimsesizlik ülkesinin başkenti yalnızlık şehri, buraya gelmenin tek bir yolu var, kendinizi unutmak! Kendinizi unutup buraya gelirseniz ya zaman geçtikçe isminizi unutursursunuz ya aklınızı kaybedersiniz yada ansızın ölürsünüz ve cesediniz gerçek dünyaya gönderilir. Cansız bedeniniz sizi gerçekten sevmediğini düşündüğünüz gerçek sevenleriniz tarafından toprağa gömülür ve bu sefer gerçekten unutulursunuz...
Siz siz olun hayatta ne yaşarsanız yaşayın kendinizi asla unutmayın, bu ülkeye ve bu şehire asla gelmeyin!...
Bir kaç ay önce meydanda kendi kum saatimi izlerken fark ettim ki çok az zamanım kalmış, sanırım zamanım tükenmeden kum saatim güneşe yenik düşüp patlayacak ve özgür kalacağım, çünkü son zamanlarda bu şehir cehennem kadar sıcak ve ben vakit dolmadan burada olup biteni kendimce yazmak istedim, işte hepsi bu kadar...
6.2.2018 - KaramsarKorkuluk


Büyük Mesele

Ocak 29, 2018 4

Gecenin karanlığına sığındım, yangın yerinde unuttum yüreğimi...
Alışkınım canıma saplanan cam kırıklarına ve alışkınım canım ne kadar yanarsa o kadar fazla uyumaya...

Ben beynime canım yandığında saatlerce uyumayı, kimliğimin baba hanesinde adını taşıdığım herifin beni öldüresiye dövdüğü, annesiz ve kardeşsiz kaldığım yıllarda öğrettim... 

Mesele gözün göremeyeceği kadar büyükse mesele yokmuş gibi gelir insana, insan bilmez ki aslında en büyük mesele burada saklıdır...

29.1.2018 / - KaramsarKorkuluk

Kürtaj İzleri

Ocak 28, 2018 1

Ben, seni sevmeye
kıyamadım biliyorsun
Sen, beni sevmeye
kıyamadın biliyorum

Kimseye kıyamayan biz
yaşanılası bir sevdaya
kendi ellerimizle
daha doğmadan kıydık

Elim elini 
tutmamış olsa da
Gözüm gözüne 
bakmamış olsa da 
İkimizde günahkarız 
herkesten fazla

Kimseye kıyamayan biz
yaşanılası bir sevdaya
kendi ellerimizle 
daha doğmadan kıydık

Bana kıyamayan sen
sana kıyamayan ben
birbirimizin yüreğinden
kendimizi söküp aldık

Kimseye kıyamayan biz
yaşanılası bir sevdaya
kendi ellerimizle
daha doğmadan kıydık

El ele verip
dünyanın en kanlı
kürtajını gerçekleştirdik
bir sevinin katili olduk

Şimdi hangi yüreğe
hangi yüzle girebiliriz
hangi yürek sahiplenir
senin ve benim gibi bir katili

Şimdi hangi aşkla yıkansak
temizlenir ki elimizden
dilimizden ve yüreğimizden
kürtaj izleri...

26.1.2018 / - KaramsarKorkuluk


Kedili Park Kuytu Bank #9

Ocak 24, 2018 2

Sakın bana aşık olma! Ben aşka inanmayan hasretlere tutsak bir adamım...
Bu gece yine uyku tutmadı, kedili parka inip bir sigara yaktım. Sonra da yokluğunun koynuna uzanıp, varlığını düşünmeye başladım ve sana sarıldım her zaman yaptığım gibi...

Cesaretin ve gitmemeye niyetin varsa gel bul beni, son zamanlarda adresimi  ben bile hatırlamıyorum, inan ki unuttum...

Cesaretin ve gitmemeye niyetin varsa gel sev beni, benim aradığım şey ömürlük bir huzur, hasretlerimi dindirecek bir sevdaya tutulmak istiyor yüreğim, son yıllarda birinin elinden tutup yürümek nasıl bir şeydi hatırlamıyorum, inan ki unuttum...

Sakın bana aşık olma, ben aşka inanmayan hasretlere tutsak bir adamım...
Beni seveceksen dümdüz sev, çoktan toprak olan bu devirde kalmadı dediğimiz eski insanlar gibi bir sıcak çorbada huzur bulalım, bir bardak çay neşemiz olsun, sahile gidip yorulana kadar çekirdek çitleyelim...

Akşamları eve gidebilmek için saatleri sayayım, mesainin bitmesini iple çekeyim, dünyanın en lezzetli yemekleri senin bana benimde sana yaptıklarım olsun. Bazen eve gelir gelmez mutfakta açım diye diye deli gibi ortalıkta dolanırken sen bana bütün gün neler yaşadığını anlat.

Mesela bir kış günü beraber film izlerken ben bu filmi sevmedim deyip kalkıp kapat ve koşa koşa diğer odaya git ve yine koşa koşa gülerek elinde bir kitapla yanıma gel, kitabı bayram şekeri gibi tutuştur elime, heyecanını hissettirerek " Bak bu kitabı yeni aldım biraz okudum, tam senin sesine göre bir kitap" diye anlatmaya başla. Ben okumamak için naz yapayım, sen okutmak için şirinlik yap "Okursan öperim diyerek" bana fırsat ver. "Her sayfaya bir öpücük" diyerek pazarlığı başlat, her paragrafa bir öpücükte anlaşalım. Ben sana kitap okuyayım, sen beni öp ve saatlerce sürsün bu anlaşma. 

Sakın bana aşık olma, ben aşka inanmam seveceksen dümdüz sev.
Bana hep sevgiyle bak, bana sevdiğini hissettir başka bir şey istemem.
Bir şiirde okumuştum, bunları yazarken aklıma geldi "Öyle bir sev ki beni bana bakanlar yüzümde seni görsünler" diyordu. 


Hava çok soğuk üşüdüm, kış günü gecenin köründe parkta oturmak belkide tanımadığın birine yazılar yazıp beklemekten daha büyük bir delilik. İnan ki hava çok soğuk ve gerçekten üşüdüm, fakat şunu bil ben yokluğunda dört mevsim şu andan daha fazla üşüyorum ve ısınmak için düşüyorum senli düşlerin peşine...

Şimdi eve çıkıp yatıp uyumalıyım iki saat daha, sabah işe gitmem gerek ve akşam mesai var. Biliyorum işim zor fakat hiç bir iş senin yokluğundan daha ağır değil...

Bugün yine seni bekliyorum
artık bekletme, lütfen çık gel...

Adresim belli ve hiç değişmedi
kedili bir park, en kuytu bank. 
Gündüz ise bir ağaç gölgesi
gece ise karanlığın en derin bölgesi...

24 Ocak 2018 / - KaramsarKorkuluk


Leyla

Ocak 05, 2018 6

Ben ki gördüğü her güzelliğin içinden
bir hüzün bulup çıkaran adam
Görmedim hiç bir yetimin yüzünde
senin gözlerindeki elemi
ve görmedim hiç bir öksüzün avuçlarında
yüreğinde gizlice sakladığın umudu...

Sen ki gülüşleri arasına
bir kuşun özgürlüğünü saklayan
Sen ki yaralı bir serçenin çaresizliğini
titreyen ellerinde taşıyan
Sen ki bakışları bile tutsak
güzeller güzeli bir kadın
Söyle bana sen bu dünyaya
kimin Leyla'sı olmaya geldin?

15.5.2017 - KaramsarKorkuluk

Devrim Solu(ğu)mda

Aralık 11, 2017 2

Ben bu hayata hep asiydim
devrim türkülerim vardı yüreğimde,
zamanla koyu bir solcu olacaktım...

Sonra solu(ğu)ma sen girdin h'ayalim
bu olay benim için büyük bir devrim oldu
şimdi ne yana baksam asılsız bir hasret,
bir sürü sureti şiirlerimde ve bende kalan...

Sonra sen geldin h'ayalim
bazen seninle her hangi bir eylemde
el ele tutuşup yürüdüğümüzü
hatta büyük bir meydanın ortasında
dudaklarından deli gibi 

öptüğümü düşünüyorum 
fakat yanımda sen olmadığın için
hiç bir eyleme katılmıyorum...

Sonra sen geldin h'ayalim
bakışını, sesini, nefesini
ve kokunu bilmediğim sen
ve ben siyaseti sevemedim,

sensiz, kimsesiz ve sessiz gecelerimde
yokluğunda seni sevdiğim kadar...

Fakat her zaman ezilenden yanayım,
kendim kadar ezilenlerden yana
ve sen yokluğun kadar benimlesin
ve sen en az kendim kadar s/aklımdasın...

11.12.17 / - KaramsarKorkuluk



Kedili Park Kuytu Bank #8

Aralık 10, 2017 2
"Artık bekletme, gel!" diye yazmak geldi içimden...
Bugün pazar...

Kahvaltımı yaptıktan sonra alelacele masamı toparlayıp çayım ve sigaram için yer açtım. Masanın üstünde duran bir kalem birde not kağıdı sanki göz kırptı bana. Önce elimi kaleme attım, sonra hiç dokunmadığım saçlarını düşünerek kağıdı okşadım biraz. Henüz biz olamamış bizi düşündükten sonra, küçücük not kağıtlarına uzun uzun seni yazmak istedim fakat beceremedim.

Zaten yüzünü, sesini, nefesini, kokusunu ve ellerini bilmediği bir kadına ne yazabilirdi ki benim gibi bir adam? Kocaman harflerle "ARTIK BEKLETME! GEL! " diye yazmak geldi içimden fakat kalkıp çöpten hatun çizdim kağıda, üzerine şile bezinden yapılmış bol bir elbise giydirdim, kar beyaz renginde, eteği diz kapaklarında biten ve adına sen dedim. Bir bilsen bugün bu resmi ne kadar çok sevdim...

Sensiz beni ve seni düşünürken son sigaramı yaktım ve bir kaç paket sigara almak için evden çıktım. Evden çıkarken ev terliklerimi çıkarıp sokak terliklerimi giymiştim ve kış günü ayağımda terliklerle cadde ortasında yürürken dilime "terliklerimle gelsem sana" diye bir şarkı dolandı... 
Seni yokluğunda var eyledim ve ona sarıldım gecelerce...
Hep böyle yaparım zaten, yüzlerce kişilik kalabalığın içinde bile yalnızlığımın koynuna saklanıp, şarkılara sığınır ve sana sarılırım. 

Ben caddelerde sokaklarda yürürken genelde elimde sigaram, kolumda sırt çantam, başım öne eğik dalgın dalgın yürürüm ve bazen gecenin bir vakti eve gelirken yada sabahın köründe işe giderken bile seni düşlüyorum ve bazen bir uçurum gibi sana düşüyorum seni düşlerken...

Acaba sende benim kadar yalnız mısın? Acaba sende benim kadar kimsesiz misin? Yollarda yürürken benim kadar dalgın mısın? Acaba sen benim şehrimde misin yada bir gün şehrime gelir misin? Ne olur benim kadar dalgın yürü sokaklarda, ben artık seninle her hangi bir yerde, her hangi bir saatte çarpışmak istiyorum ve dalgın olduğun kadar dikkatli ol lütfen, sen bana varana kadar sana zarar gelmesini istemem, bana vardıktan sonra ise sana hiç bir şeyin zarar vermesine zaten izin vermem...

Marketten sigaramı alıp eve dönerken yine kedili parka gidip kuytu banka oturdum, her zaman yaptığım gibi...

Bugün yine seni bekliyorum
artık bekletme, lütfen çık gel...

Adresim belli ve hiç değişmedi
kedili bir park, en kuytu bank. 
Gündüz ise bir ağaç gölgesi
gece ise karanlığın en derin bölgesi...

10.12.2017 / - KaramasarKorkuluk