Yabancı

Nisan 19, 2017 0

Bugün bir karar verdim
Hayatımda yabancı istemiyorum

Ne zaman bir yabancı tanısam
Gözbebeğinde hüzün görüyorum

Ne zaman bir yabancı tanısam
Yüreğinde kasırga buluyorum

Ne zaman bir yabancı tanısam
Alıp bağrıma basasım geliyor

Ne zaman bir yabancı tanısam
Ağrısını ağrıma katasım geliyor

Ne zaman bir yabancı tanısam
Önce alıştırıp, sonra gidiyor

Ve ne zaman bir yabancı gitse
Ben kendime yabancı kalıyorum

Bugün bir karar aldım 
Hayatımda yabancı istemiyorum!..

19.4.2017 - KaramsarKorkuluk

Ambulans Sirenleri

Şubat 25, 2017 2

Ambulans sirenleri neden acılı bir insan çığlığına benzer? 
İçimi acıtan şey ambulans sirenleri mi? 
Acı çeken insanlar mı? 
Beynimdeki deli kasırga mı? 
Gözlerimdeki dinmeyen sessiz çığlıklar mı? 
Yoksa tükenmek bilmeyen merhametim mi? 

Bilmiyorum hiç bir şey.. 
Hiç bir şey bilmiyorum... 
İnsanları anlamıyorum doktor... 
Ben insanları bir ketiapin kapsülü kadar dahi sevemedim!..

25.2.2017 / - KaramsarKorkuluk

Hasta Ruhlar

Şubat 17, 2017 7

Yıllar önce zaman zaman aynı arkadaş ortamında karşılaştığımız muhabbeti hoş, güler yüzlü ve yüreğinin kapılarını aralayıp hayatında bana yer vermeye hazır bir kadın vardı. 
Fırsat buldukça yakınımda oturup hoşlandığını belli etmeye çalışırdı,
ikimizinde kalıpları çok farklıydı fakat o bunun farkında değildi.

Farklı olduğumuzun farkına varması için hiç bir zaman arkadaştan öte bir muhabbete girmeme rağmen, bir gün beni kendine yakın bulduğunu söyledi ve içindeki duyguları anlatmaya başladı. Aslında o bana değil, etrafındaki insanları güldüren, herkese bir şekilde faydası dokunan, insanların övgüyle bahsettiği, her ortamda sevilen, her zaman dimdik ayakta durankararlı, inatçı, neşe dolu, hiç bir şeyin hiç bir zaman hiç bir şekilde yıkamayacağını düşündüğü kişiye aşık olmaya başlamıştı. 

Yaklaşık on dakika bana duygularını anlattıktan sonra aramızdaki 
muhabbetin sonuna varmamızı sağlayan şöyle bir diyalog geçti;

- Sen ne güzel bir insansın, ne kadar güçlüsün, ne kadar kararlısın. Ben 
hayatım boyunca senin gibi bir insan tanımadım, kim bilir daha bilmediğin ne güzel yönlerin vardır, söylesene nasıl bir insansın sen?

- Hasta ruhlu bir adamım ben...

- Ha ha ha... Hiç olmadık anlarda insanı güldürüyorsun.

- Aslında gerçekler gülünmeyecek kadar acı ve siz her halta güldüğünüz için bende ortamı bozmamak adına içimdeki acılara inat sizinle beraber gülmeye çalışıyorum.

- Nasıl yani?

- Nasılı falan yok bunun ciddi ciddi hasta ruhlu bir adamım ben, senin gördüğün yada tanıdığın gibi değilim, hatta az önce anlattığın kişi bile ben değilim. Mesela bir gece gelip odamın penceresinden habersizce beni izlemiş olsan, döktüğüm gözyaşlarından haberin olsa o herkesin karşısına cesurca dikilen boylu poslu yıkılmaz sandığın adam aslında insanlardan nasıl korkuyor bir bilsen, az önce ne kadar güçlü olduğumu değil ne kadar güçsüz olduğumu anlatırdın. Çünkü bu dünyada senin ve senin gibi insanlar için ağlayan bir erkek her zaman için güçsüz bir erkektir... 

Şu an yirmi altı yaşındayım, inan bana çocukluğumdan beri yaklaşık on beş senedir yüzümde bir maskeyle dolaşıyorum ve etrafımdaki insanların gözünde özgürlüğüne düşkün, inatçı, asi, kararlı, bir çok şeye boş vermiş, sözü dinlenen, yıkılmaz bir insan oluyorum ve bu hepinizin hoşunuza gidiyor. Fakat benim hiç hoşuma gitmiyor ve bu durum beni aşırı derecede yoruyor.

- Sen böyle biri olamazsın, ciddi değilsin kendinden uzaklaştırmak için böyle konuşuyorsun, istemiyorsan istemediğini açıkça söyle de gideyim.

- Hala dışarıdan gördüğün şeye inanamaya devam ediyorsun, çünkü senin gördüğün gibi biri olmamı ve o şekilde seninle olmamı istiyorsun. Ayrıca daha gelmeden gitmeye niyetli olan bir insanın benim hayatımda zaten yeri yok, 
kusura bakma ama benim hayatımda varlığımda sana ağır gelir. 

Muhabbetin sonu bu şekilde bitmişti. Bu olaydan bir kaç sene sonra neredeyse yirmi yıl evimin dışında her yerde kullanmak zorunda kaldığım o maskenin ağırlığına dayanamadığım ve bu durumdan çok sıkıldığım için, bir gün çıkarıp çöpe attım. 

Maske düşünce etrafımda dolanan insanlar bir bir uzaklaşmaya başladı, susmayan telefonum arada bir çalmaya başladı ve bu durum benimde işime geldi. Etrafımda 
sadece ruhu yaralı bir kaç kişi ve onlarca kedicik kaldı. İnanın bir başına yaşamak maskeyle yaşamak kadar yormuyor insanı, hiç değilse kafam rahat.

Aslında ruhum 
hasta falan değil, benim ruhum ve yüreğim hem çocukluğundan hemde gençliğinden yana biraz fazla yara almış, işte hepsi bu...

O gün asıl hasta ruha sahip olan kişi tam karşımda oturuyordu ve hasta bir ruha sahip olduğu için yaralı ruhumun hasta olduğuna inanması uzun sürmedi. Oturup yaralı olduğumu anlatmaya çalışsam gözleri bunu anlayamayacak kadar kördü ve o dönemlerde etrafımdaki bir çok insanın ondan kalır yanı yoktu.

Bunca yıl sonra bu konuya değinmemin iki sebebi var. 


Birinci sebep ne yazık ki bu devirde insanların bir çoğu bencillik ve kibir dolu hasta ruhlara sahip ve bu çoğunluk her geçen gün inatla hızla çoğalmaya devam ediyor, içlerinde öyle bir bencillik ve vurdumduymazlık var ki zaman geçtikçe yavaş yavaş hepsinin yüreği kararmaya başlıyor.

İkinci sebep ise 
bir kaç hafta önce otobüste konudaki isimsiz kadınla karşılaştım, ayak üstü lafladık biraz. Kibirden gözlerini kaybetmiş, hasetten kalp damarları tıkanmış acil bir şekilde baypasa ihtiyacı var ve o hala bunu farkında değil...

Eskiden ruhu hastaydı, şimdi hastalık hastası olmuş...

17.02.2017 / - KaramsarKorkuluk

Uçları Kırık Hayaller

Şubat 02, 2017 5


Erkek olmama rağmen, bir kadının istemeye istemeye saçlarının yarısını yada yarıdan fazlasını kestirmesinin nasıl can yaktığını çok iyi tahmin edebiliyorum…

Ben o acının başka bir çeşidini saçlarımın yarısı kuru kuruya jiletle kazınırken henüz daha on iki yaşımdayken öğrenmiştim, o günden beri hep hayalimdir saçlarımı uzatmak. 

Bu hayali bugüne kadar iki kere gerçekleştirebildim. Yedi  yıl önce hayatımda ilk kez saçlarımı omuzlarıma kadar uzatmıştım, iki yıl boyunca kıvır kıvır saçlarım sallana sallana gezip dolaştım caddelerde sokaklarda, hele ki o rüzgarlı havalar yok mu sanki melekler gelip saçlarımı okşuyormuş gibi hissederdim..

Sonra…

İki yıllık emeğe bir anlık kızgınlık ve öfkeyle iki dakikada kıydım. Makası alıp kendi ellerimle katlettim saçlarımı, üzüleceğimi bile bile…

Aklıma geldiği her an içim içimi kemirmesine rağmen upuzun saçlarıma kıydığım için kendime ceza verip üç-dört yıl boyunca yeniden uzatmadım ta ki iki yıl öncesine kadar. İki yıl önce yeniden uzatmaya başlamıştım saçlarımı, sanki saçlarım uzadıkça umudumda uzarmış gibi, sanki onlar uzadıkça hayallerime uzanıyormuş gibi hissederdim. Sanırım hayallerimin saçlarımla bir bağlantısı var bilmiyorum. Bildiğim bir şey varsa oda böyle bir dünyada bir erkeğin haddinden fazla merhamet sahibi olmasının ağırlığıdır.

Bu dünyada yüreğinde haddinden fazla şefkat, merhamet ve umut taşıyan insanların nedense hayalleri bir türlü gerçek olmuyor.

Kendi dünyamda, dünyamın zarar görmemesi için başkalarına göre katı sayılabilecek kuralları olan bir insanım. Bu kuralları karşı taraf çiğnerse beni kaybeder, olur da kuralı çiğneyen ben olursam o zamanda olayın büyüklüğüne göre ya kendimi beni mutlu edecek şeylerden uzak tutarak yada ihtiyacım olan şeylerden mahrum bırakarak bir şekilde kendimi cezalandırırım…

Fark ettim ki son zamanlarda kendi katı kurallarımı yok saymaya başlamışım ve fark ettim ki iç dünyam değişmeye belki de kirlenmeye başlamış ve fark ettim ki huzursuz yatağımda kafamın içinde her gece bir ağır ceza mahkemesi kurulur olmuş… 

Yine kafamın içinde bir iki gecedir süren muallak bir dava vardı, davalı ben davacı ben, yargıç ben cellat ben kurban yine ben…

Daha önce iki dakikalık sinirimin kurbanı olan iki yıllık saçlarım, yine iki yıl emek vermeme rağmen bu seferde iki gecelik yargılanmanın kurbanı oldu ve bir kaç gün bile beklemeye gerek duymadan o göz bebeğim saçlarımın infazı gerçekleştirdim…

Belki bu yazıyı okuyan bazı arkadaşlar bunu mazoşist bir davranış olarak değerlendirebilir. Belki de içimde bir yerlerde benden habersiz yaşayan geri zekalı mazoşist hücrelere falan sahibimdir, bunu kendime neden yapıyorum bende bilmiyorum…

Neyse olan oldu artık.
Pişman mıyım? Beter olasım var…

Düşünüyorum da yaradan beni erkek olarak yaratmasına rağmen, yorgun kaburgalarımın altına bir anneninki kadar merhamet ve şefkat dolu bir yürek yerleştirmişse vardır bir hayır deyip susmayı bilmeliyim artık…

Şu kapkara dünyada kafamı kaldırdığımda gördüğüm gökyüzünün mavisine aldanıp, büyük hayaller kurup büyük umutlar beslememeyi öğrenmeliyim bir an önce, nede olsa gece çöktüğünde gökyüzü zifiri siyah, her günün sonu karanlık…

Ayrıca bir daha saçlarımı asla ne hayallerim nede umutlarım kadar uzatmamalıyım, biliyorum ki bencil olmayı beceremeyen insanlar için önce hayaller yıkılıyor, sonra umutlar kırılıyor ve insan kendi bedenini hatta canını bile umursamaz bir hale geliyor.

Bir zaman sonra da hayallerimizin, umutlarımızın, saçlarımızın hepsinin uçları kırılmaya başlıyor ve bunu durdurmaya hiçbir şeyin gücü yetmiyor!..

02.02.2017 / - KaramsarKorkuluk




Bir Kedi Birde Deli

Ocak 19, 2017 2

Bir gün bir şey oldu bir anda çekildim istiridye kabuğuna benzeyen zifiri siyahlara boyadığım iç dünyama... Bazen birileri gelip kabuğumu kırmak istedi, bazen birileri gelip merakla aralamak istedi. Bazen de ben merak ettim bıraktığım "kirli dış dünyayı" kabuğu biraz aralayıp etrafı izlemek istedim, baktım ki dünya hala inatla kirlenmeye devam ediyor dışarı çıkmaya bile tenezzül etmedim.

Yedi senedir böyle yaşıyorum ben etraf zifiri siyah, kabuk kapalı...
Yalnız bir ara etrafı havalandırmak isterken kabuğu açık gören Kaşmir giriverdi içeri, iki buçuk senedir beraber yaşıyoruz. Dünya kadar kirlenmesine izin vermediğim, mümkün olduğu kadar temiz kalmasını istediğim kendi dünyamda koynumda uyutuyorum onu her gece...  
İkimizinde keyfi yerinde, iyiyiz biz böyle...

Zifiri siyaha boyanmış bir istiridye,
içinde bir kedi birde deli...

Kapımız sıkı sıkıya kilitli,
içeri kimse girmemeli...

19.1.2017 / - KaramsarKorkuluk

Artık Yeşersin Umutlar

Ocak 15, 2017 2

Çocukluğumdan beri nasıl bir dünya düşlediysem, yüreğimde nasıl umutlar biriktirdiysem, haddimi aşacak nasıl büyük hayaller kurduysam artık bilmiyorum, yıllardır umutlarımın hepsi içimde birbirinden habersiz birer yabancı gibi yaşıyorlar. 

Yahu bi kaçışıp durmayın artık oradan oraya bi oturun yerinizde tanışıp kaynaşın, siz bir bütünsünüz. Hem hayatımın hemde geleceğimin bir parçasısınız, içimde ne yapın ne edin bir an önce biraz çoğalın lan çoğalın artık! Madem ki öyle yada böyle nefes aldığımız sürece yaşıyor sayılıyoruz, o zaman yaşamı boyunca bir insanın umutları yeşermez ise o insan nasıl gerçek mutluluğu ve huzuru yakalayabilir ki?

Umudu kaybetmek gibi bir sıkıntım yok çok şükür, benimde umutlarım var elbet. 
Benim en büyük sıkıntım umutlarımı büyütememek. Ya ben umutlarımı yanlış saksıya ektim yada kendi saksıma yanlış umutlar diktim  bilmiyorum. 

Düşünüyorum fakat çözemiyorum...

Bir insan içinde bu kadar güzel umutlar taşırken "bu çirkin dünyada bu kadar güzel umutlar asla gerçekleşemez" diye karamsarlığa bürünüp umutlarını kendi içine hatta en derinlerine bu kadar gömer mi? Ben mecburen gömüyorum işte belkide çok şeyimi gasp eden insancıkların umutlarıma göz dikmesinden korkuyorum.

Bazende yüreğimi bir mezarlığa benzetiyorum, bütün mezarlar açılmış içi boş bekliyor ve içine umutlarımı gömmeye kıyamadığım için yağmur suyu yerine içime akıttığım gözyaşımla dolduruyorum bir gün mezar olması için kazılmış bütün çukurları... 

Bu konuda kafam haddinden fazla karışık. Aslında bu konuyu çok fazla düşünüp kalan yirmi beş gramlık aklımıda kaybetmemeliyim. Belkide doğru saksılara doğru umutları ekmişimdir ve yeşermesi için hala zamana ihtiyaçları vardır, belki bir kaç ay belki bir kaç yıl belkide beş on sene daha...

Fakat bazı şeylerin gerçekleşmesini o kadar uzun yıllar bekledim ki insan bazı konularda sabırsızlaşıyor beklediği süre kadar ve son olarak diyorum ki herkes için artık yeşersin tüm umutlar!...

Her şeye rağmen yinede günaydın be dünya, 
belki ikimizinde bu karanlıktan kurtulması için bir ışık vardır hala... 

Ülkem kadar tedirgin olsam da...

15.1.2017 / - KaramsarKorkuluk



Saat 05:15 =)

Ocak 14, 2017 2

Saat 5:15 sabahın körü! 

Bu saatte yalnız yaşayan o/tuzlu yaşların başında bekar bi erkek neler yapabilir?

- Normal bi insansa uyuyodur, sabah kalkar işe gider. Kimi de gece çalışıyordur. 
- Kimi bol alkol alıp çoktan sızmıştır. 
- Kimi Mervelerde kalıcam diye evden izin alan sevgilisine sarılmış yorgun argın uyuyodur. 
- Kimi nişanlısıyla evlilik hayali kuruyor ve girecek düğün masrafını düşünüyodur. 
- Kimi su içmeye yada çişe falan kalkmıştır birazdan geri yatacaktır.

Peki bu erkek ben olunca niye üç gün uykusuzluğa rağmen bi kaç saat uyuyup uyanan, kedisinin üstünü örtüp yataktan çıkan, sabah olunca yine uykusuz yollara düşecek olan, 04:00-05:15 arası mutfakta çay- kahve sigara keyfi yaparken gözü bangodaki üç tane bulaşığa takılan ve "lan hazır sıcak su varken şunları elde yıkayıvereyimde makinaya atmayayım" diye düşünen bi adam oluyorum laaayn!... 

MANYAK MIYIM LAN BEN?.. =)


Zifiri Gece

Aralık 30, 2016 0

"Ömrümün hasreti, dinmez sızım, 
geleceği günü peygamber sabrıyla beklediğim 
kızım için, Cemre'm için" 

Şu anda zifiri bir gecenin içinde bir başıma oturuyorum ve çayımın yanında sigaramı içerken Farid Farjad dinliyorum, içim titriyor göğsüm sıkışıyor. İçimden saatlerce haykırarak ağlamak geliyor fakat her zamanki gibi susuyorum, çünkü içimdeki yıllanmış acıları ve hasretleri bastıracak bir ağlama şekli bu dünyada yok ne yazık ki... 

Zifiri bir gecenin içinde bir başıma oturuyorum ve her zaman yaptığım gibi kendi içime çekilip müzik dinleyerek göğsümün sıkışmasına aldırış etmeden yalnızlığımın koynuna saklanıp saatlerce avaz avaz susuyorum. Etrafımdaki zifiri karanlığın içinde dipsiz bir kuyuda çığlık çığlığa bir sessizliğin içinde susarken, çatlak dudaklarımla huzura susadığımın farkına varıyorum. 

Sonra. . . 
Sonrası meçhul. . .
Akıtacak damlası kalmamış nemli gözlerimle ellerim titreyerek yeni bir sigara yakıyorum...

Bu gece zifiri gece
hayatım çözülmez bilmece
ve yine dudaklarımda adın
ne eksik nede fazla sadece iki hece...

Yoksun...

Üşüyorum...

Bilmiyorsun...

30.12.2016 / - KaramsarKorkuluk



Sahipsiz Yalnızlık

Aralık 27, 2016 9

Yorgunum,
yırtılıp yere düşmüş 
üstüne basılıp çiğnenmiş
ateşin koruna sürüklenmiş
bir takvim yaprağı kadar 
çok yorgunum…

İçimde yangın 
içimde deprem 
içim bir harabe
içim bir enkaz... 

Sahipsiz 
ahşap bir ev kadar 
yalnızım şimdi 
kırılmış kapım pencerem
koynumda sadece 
sokak kedileri ısınıyor... 

Anladım ki
bu devirde bir insan
başka bir insana 
huzur veremiyor
ve anladım ki
bir insanı anlamaya
bir insan gücü yetmiyor…

Yorgunum,
hüzünlü takvim yaprağı kadar…

Yalnızım,
sahipsiz ahşap bir ev kadar…

Ve yıllardır gözlerimde hasret birikti,
tüm yağmur bulutlarının taşıdığı su kadar…

26.12.2016 / - KaramsarKorkuluk


Eksik Kalma/k

Kasım 16, 2016 4

Benim bu hayatta yakından tanıdığım sadece bir tane "iyi baba" oldu, oda benimki değildi o amcamdı, allah uzun ömür versin...

Hani amca baba yarısı derler ya genelde, benim hayatım biraz farklıydı. Mesela kimliğime baba sıfatının karşısına adını yazdıran  ̶a̶d̶a̶m̶  herif amcamın binde biri olamadı!

Hayatımda bazı şeyleri çocukluğumdan beri olması gerektiği gibi olmayan köpek dişlerime benzetiyorum bazen, yani "EKSİK"

Kiminin komik kiminin sempatik bulduğu, kiminin de ne biçim dişin var lan senin dediği... 
"Benim kanımda köpeklik yok" gibi saçma bir espri yapmama sebep olan ve kırk yılın başında gülümseyen bir fotoğrafım olsun istediğim anlarda fotoğraflarda dişimi göstererek gülmeme engel olan minyatür köpek dişlerim gibi... 

Hani olması gerektiği yerde bişey var ama minicik bişey, uzaktan bakıldığında yamuk yumuk gibi gözükecek kadar minicik bişey ve olması gerektiği gibi uzun ve sivri değil...

Bazen bazı şeyler yada bazı insanlarda olması gerektiği gibi dimdik olamıyor nedense.
Benim hayatımda her zaman dimdik duran, savaşmaktan vazgeçmeyen, yeri geldiğinde evladına/evlatlarına iyi bir gelecek bırakabilmek için savaşta son nefesini vermeye razı olan iki insan oldu. Biri verdiği yaşam savaşı yetmez gibi hayatın içindede savaşa giden kore savaşında bulunan dedem biride dededim tek çocuğu olan annem!..

Belki savaşçı ruhumu annemden ve dedemden almış olabilirim ama bazen bende keşkelere mahkum oluyorum istemeden.

Keşke hayatımda olması gerektiği gibi olmayan tek tuhaf şey köpek dişlerim olsaydı diyorum mesela...

Keşke hayatımda tek eksik kalan şey dişlerim olsaydı da ben eksik kalmasaydım bir çok şeyden bir çok konuda...

Keşke diyorum be keşke keşkelerim olmasaydı ve keşke otuz iki yıllık hayatında on dokuz yerinden bıçaklanmış bir adam hiç değilse çocukluğundan vurulmasaydı!..

16.11.2016 / - KaramsarKorkuluk   Foto: Şubat 2016 - Edirne / Amcam

Sivrisinek İmtihanım

Kasım 02, 2016 4

Dün gece bildiğiniz kaçıp kovalamaca oynadık evin içinde. 
Bilin bakalım kiminle ? Evin yeni üç kağıtçı pansiyoneri sivrisinekle :)
Beni o kadar deli etti ki kalkıp bu satırları yazdım eee hazır yazmışken blogda paylaşayım da biraz gülelim dedim... (Yıllardır ağlıyoruz zaten!)

Dediğim gibi olay dün gece yaşandı. Gecenin üçünde sivrisinek kovalıyorum ama sadece kovalayabiliyorum yakalamak diye bişey yok, bundan sonra bunlara sivri zekalı sinek dicem.  Bir türlü yakalayamadım lan her yeri öğrenmiş dingoz, kim bilir ne zamandır burada yaşıyor. Belkide kışı bizde geçirmeye niyetli şerefsiz, beni annem bile kirpiğimden öpmedi bu hayvan oğlu hayvan geldi göz kapağımı ısırdı, yaz gelincede güneye kaçacak herhalde kan emici...

Hani bişey değil tatil parası bulamazsa SGK'ya bile şikayet eder böylesi "Bütün kış çalıştım ama sigortamı yapmadılar" diye..  Her şey beklenir bunlardan belli mi olur!.. 

Siz siz olun kimseye güvenmeyin efenim özellikle sineklere =]

2.11.2016 / - KaramsarKorkuluk

Uykusuzuz Çünkü Huzursuzuz!

Ekim 27, 2016 4

"Nedir bu uykunun benimle alıp veremediği bilmiyorum!"

Sırf bu uykusuzluk yüzünden yorgunluktan düşüp kalıcam bigün bi yerde... 
Tam üç saat önce yattım yatağa, tam üç saat sağa sola döndüm, tam üç saat resmen debelenip durdum yatağın içinde, tam üç saat yahu tam üç saat! 

Tam üç saat Kaşmir'i sevdim, okşadım yavrucak kendinden geçti, artık nasıl bir okşadıysam hır gır gurr diye diye uyudu da uyudu hatta rüyasında bile uyumuştur eminim...

En sonunda içim daraldı hatta göğsüm sıkıştı, kalktım bi sigara yaktım ve şu an sütlü kahve yapıyorum kendime, birazdan bi sigarada onunla içicem... Hatta bu yazıyı şu an mobilden facebook profilime yazıyorum, birazdan bloğa atmak için bilgisayarı açar düzeltmeleri yapayım derken üç beş satır daha ekler ve bir kaç sigarada o zaman içerim...

Neyse... Yataktan kalkıp mutfakta bir sigara yaktım ve cevabını çok iyi bildiğim bir şeyi "uykuyu ne zaman kaybettiğimi düşündüm" daha çocukken kaybettim ben uykumu, henüz on iki yaşlarında bir çocuktum... Sonra cevabını bilmediğim bir şeyi "uykuyu nerede kaybettiğimi" düşünmeye başladım bir cevap bulurum umuduyla, sonra başka neleri kaybettiğimi, sonrada benim gibi kaybedenleri düşündüm ve son olarak neden kaybettiğimizi düşündüm.

Bence neden kaybediyoruz biliyor musunuz? 

İş olsun, arkadaşlık olsun yada gönül işleri olsun. Konu ne olursa olsun, nerede olursak olalım hayatımıza erkek yada kadın yeni bir insan girdiği zaman "Bu insanın bana ne faydası dokunur?" diye düşünmeyip "Benim bu insana ne faydam dokunur?" diye düşündüğümüz için kaybettik biz!

Bu hep böyle oldu ve hiç bir zaman hiç bir yerde hiç bir konuda bencil olamadık, bazen zarar görmemek için daha fazla kaybetmemek için bencil olmayı bile denediğimiz zamanlar oldu fakat beceremedik "Yapım değil ne yapayım." yada "Benim karakterim bu değişemem." gibi cümlelerle geçiştirip konuyu kapattık. Gün oldu sırf bu yüzden sürekli olduğumuz yerde saydık ve maalesef hiç bir yere varamadık. Herşeyden önce sevgi, saygı, sadakat, merhamet, şefkat, anlayış diye diye aşırı empati kura kura elimizde bize ait ne varsa yavaş yavaş dağıta dağıta tükettik hepsini...

Şimdi de oturmuş içimizde tükenmiş ne kadar güzel şey varsa çoğalması için, çoğa bilmek için doğru insanın çıkıp gelmesini bekliyoruz ve bence bu kafayla daha çok bekleriz biz!

Hiç yoktan var olur mu be şaşkın insan!

Hani geçen yıllar bizi tüketti diyoruz ya bazen, aslında bizi tüketen şey yıllar değil. 
Bizi asıl tüketen şey yıllar geçtikçe içimizde tükenen duygular... Özellikle de "güven duygusu" yalnızsanız kendinize değilseniz etrafınızdaki yalnız insanlara şöyle bir bakın, yalnız insanların yalnızlıktan vazgeçememesinin en büyük sebebi insanlara olan güveninin kalmamasıdır!

Zaten bir çoğumuzun yüreğinde en büyük yaraları dost dediklerimiz açmadı mı?
Gerçekleri gördükten sonra "Dost Olmaz Sizden" demedik mi?


Çeyrek asırdan yedi yıl fazla yaşamışım şu dünyada ve öğrendim ki iyi dost olmak, iyi dost bulmaya yetmiyormuş. Umarım iyi bir insan olmak/olmaya çalışmak, iyi bir insan bulmaya yeter...

27.10.2016 / - KaramsarKorkuluk